15 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Tutam Lezzet'ten gelen Ödülümm



Sevgili arkadaşım Tanem blogunda beni ödüllendirdiğini ilan etmiş. Kendisine çok teşekkür ediyor; beni ve blogumu ödüle layık gördüğü için çok sevindiğimi söylemek istiyorum...

oxox
Fatma

11 Ekim 2012 Perşembe

Ye, Dua Et, Evlen / Elizabeth GILBERT



Evliliğe küsmüş bir kadın ve bir erkeğin evliliğe giden yolda sıcak ve duygusal aşk hikâyesi
Tüm dünyada bestseller olan Ye, Dua Et, Sev kitabının sonunda Elizabeth Gilbert gönlünü, Brezilya'da doğmuş ama Avustralya vatandaşlığına sahip, tanıştıklarında Endonezya'da yaşamakta olan Felipe'ye kaptırmıştı. Sonsuz bir sadakatle birbirine bağlı bu çift, kötü sonuçlanan birer boşanmanın kurbanları olduğundan şartlar ne olursa olsun bir daha evlenmemek için yemin etmiştir. Ama kader ağlarını örer ve Amerika'ya giriş yaptıkları bir anda Felipe'nin sınır dışı edilmesi planlarını altüst eder. Gilbert, ya evlenip Felipe'yi Amerika'ya getirecek ya da onu sonsuza kadar kaybedecektir.

Söz konusu evlilik olduğunda sadakat, uyumluluk, gelenek, sosyal beklentiler, eşleri bekleyen sorumluluklar ve en önemlisi boşanma riski göz ardı edilmemelidir. Gilbert'ın yazmış olduğu bu eser, aşkın tüm karmaşıklığına ve sonuçlarına rağmen yaşanması gerektiğinin en güzel örneğidir.

Zekice ve mütevazı, eğlenceli, sıcak ve cömert. İşte Ye, Dua Et, Evlen'in arkasındaki ses. Gilbert'in kitaplarının sonunda onu dostunuz gibi kabul ediyorsunuz. Yeniden Gilbert'la olmak bir zevk.
-San Francisco Chronicle (Arka kapaktan alıntıdır.)

Yorumum:

Ye, Dua Et, Sev'in devamı niteliğinde yazılan Ye, Dua Et, Evlen; Benjamin Disraeli tarafından, 1870'de Kraliçe Victoria'nın kızı Louise'in nişanını kutlamak için gönderilen bir mektuptan alıntılanan 'Evlilik büyük bir risk olsa da, yaşanacak mutluluğa değer.' cümlesiyle başlıyor.. Beni de bu noktada içine çekiyor...

Evliliğe küsmüş Elizabeth İtalya'da başlayıp, Hindistan, ardından Endonezya'ya giderek bir yılını geçirdiği gezisinin son döneminde Endonezya'da yaşayan Brezilyalı Felipe'ye aşık olur. Birlikte Amerika'ya, Elizabeth'in evinde yaşamaya giderler. Ancak Felipe'in işi nedeniyle yıllar içerisinde ve son zamanlarda Amerika'ya çok sık giriş çıkış yapması üzerine Amerikan  Hükümeti tarafından şüpheli bulunan Felipe tutuklanır, ardından sınır dışı edilir.. Mutlu çiftin Amerika'ya yerleşip hayal ettikleri yaşama ulaşmaları için devlet tarafından sunulan tek bir seçenek vardır: Evlenmeleri...

Evlilik ikisinin de başından geçip çok kötü anılarla hayatlarında yer ettiği için ilişkilerinin başında evlenmemeye birbirlerine söz verdikleri halde;  evlilik girdabına hükümet zoruyla da olsa girerler.. Ülkeler arasındaki demokratik işlemlerin sonuçlanmasını Asya'nın ucuz ülkelerinde beklerken birbirlerine duydukları sevgiden, sımsıkı bağdan emin olurken, evlilik hakkındaki şüpheleri devam eder..

Elizabeth, gittiği tüm ülkelerde, en ücra köylere, kabilelere kadar girip evli kadınlarla, evliliğe dair röportajlar yapar. Tüm toplumların evlilik anlayışı üzerine bir araştırmaya girişir. İnternetten, kitaplardan evliliğe dair yapılan tüm araştırmalardan kendine bir takım sonuçlar çıkarmaya çalışır. Dünya ve Amerika tarihinde evliliğe bakış açısındaki değişimi kendisi ve ailesi üzerinden sorgular. Düşünür düşünür düşünür...

Evlenmiş olan ve evlenmek üzere olan tüm okurlara tavsiye edebileceğim araştırma niteliğindeki bu romana dair düşüncelerimi, kitapta en çok beğendiğim ve  kendime düstur edindiğim şu cümleyle noktalamak istiyorum :

'Bir evliliğin mutluluğunu, partnerlerin dillerinde taşıdıkları, yıllar boyunca kızgın kelimeleri yutarak kazanılmış yaraların sayısıyla ölçebilirsiniz...'


Bir boşanma talihsizlikti, ama ikincisi ihmalkarlık olurdu.' Oscar Wilde

-...Bu ölçekte bir faica yaşandığında bulaşık makinesini kimin boşaltacağıyla ilgili tartışmalar anlamsız kaldığından, insanın içi eski kızgınlıkları gömme ve belki de yeni bir hayat yaratmanın doğal ve tutkulu özlemiyle dolmaktadır.

- Birine delicesine aşık olduğunuzda o kişiye bakmıyorsunuzdur; tamamlanmış olma hayalinizle zehirlenmiş olarak tamamen yabancı bir kişiye aktardığınız kendi yansımanıza hapsolmuşsunuzdur.

-Birini gerçekten arzulamak, sanki cerrahi bir iğneyle mutluluğunuzun o kişinin dersine dikilmesi gibidir..

Okuryatar'daki yazım...





2 Ekim 2012 Salı

Sonsuza Kadar / Susanna Tamaro


Okuduğum kitapları blogumda yazarken, kitabın ön yüzünün fotoğrafını koyduktan sonra, altına arka kapaktaki tanıtım yazısını yazardım. Arka kapakların her zaman önemli olduğunu düşündüğüm için, bu yazıyı mutlaka eklerdim. Ancak arka kapak yazısının altına bir de benim yorumum, kitap özetim de eklenince yazı çok uzun oluyordu.. O yüzden arka kapağı artık yazmayıp, sadece fotoğrafına yer vermeye karar verdim..


 
Tabi yazılar cücük kadar olduğu için okunmuyor..
 
 
Yorumum:
 
Matteo ve Nora... Birbirine aşık, birbirini tamamlayan, biri akıl ise, diğeri sezgi olan mutlu bir çift..
Sevimli oğullarının perçinlediği mutluluklarına Nora'nın hamileliği ile bir mutluluk daha eklenir...
 
Ancak; hayat beklenmedik sürprizlerle doludur.. Bir trafik kazası geçiren Nora, karnındaki ve arabasındaki yavrusuyla birlikte ölüme gider.. Hayatı dağılan, dipsiz kuyulara düşen Matteo çaresizce, boşluğun içinde acılarla kıvranır.
 
Bazen hatıralarda, bazen mesleği olan doktorlukta, bazen başka kadınlarda teselli bulmaya çalışsa da kederi, ızdırabı hiç dinmez Matteo'nun. Önce annesi, ardından babası da vefat edince, babasının kendisine bıraktığı mektuptan güç alarak, yaşadığı İtalya'dan, babasının doğduğu topraklara gider, orada kendisini toplayabileceğine ve Nora'nın giderken götürdüğü hayat enerjisini yeniden yakalayabileceğine dair inanç kazanır.
 
Ancak geri döndüğünde, tutunabileceği tek ışığı olan, bir süredir birlikte olduğu ve hamile kaldığı için uzaklaşmaya çalıştığı Larissa'nın ortalıktan kaybolduğunu görür.. Ne kadar arasa da Larissa'dan bir haber alamaz. Bu üzüntünün de üstüne kendini yollara vurur. Yıllarca oradan oraya başıboş gezer ve en sonunda dağlık bir bölgede, orman kıyısında derme çatma bir yaşam kurar kendine..
 
İnsandan uzak, yapayalnız geçirdiği yıllarda Matteo doğanın sesini duyar. Hayatın, canlıların ve aşkın gizemlerini keşfeder. Sürekli;  sezgileri, duyuları güçlü olan Nora'nın hayata bakışını, düşüncelerini düşünür. Zaman geçtikçe,  yaşadığı ıssız yer, gezginlerin, dünyadan kopmak isteyen dertlilerin uğrayıp kendilerini rahatlatmak istediği bir yer haline gelir. Doktor Matteo da insanlara bilgisini, hayata dair kavradığı anlamı aktaran bir insan olur.. Zamanı bitkilerle, hayvanlarla, yolu düşenlerle geçerken hayat ona yeniden bir sürpriz yapar..
 
Eşini ve çocuğunu kaybeden Matteo'nun ruhsal dünyasının çöküşü, girdiği girdapta kendini kaybedişi, kederi içime öylesine işlediki, hislerini okurken ben de gözyaşları döktüm o sayfalarla...

Son olarak, çok sevdiğim yazar Susanna Tamaro'nun, son şahaseri diyebileceğim 'Sonsuza Kadar' için, mutlaka okunmalı, diyebilirim..

Altını çizdiğim cümleler:

* Belki de aşkın yasası meteorolojininkinden farklı değildir. Nasıl ki hava yüksek basınçtan alçak basınca doğru hareket etmeye meyilliyse, bizim içimizde de aynen böyle, hiç beklenmedik bir anda bu boşluk oluşur. Ve bu boşluk esintiyi kendine çeker. Basınç farkı azsa hafif bir esinti olur. Çoksa bir kasırga çıkar ortaya.

* Kimi zaman, söylendiği üzere ölüm anımızda gözümüzün önünden sadece bütün hayatımızın değil, ama sahip olamadığımız muhabbet halleri, tadamadığımız okşamalar, anlaşılamadığımız durumlar, bize asılan suratlar, kendinle beslenen inatçılıklar gibi anların da film şeridi gibi akıp gideceğini düşünürdüm.

* İnsanın kendi kendinden sıyrılması. 'Çok geç'  kavramından kaçmanın sırrı bu olmasın? Ama bunu idrak ettiğinde hayat çoktan fazlasıyla ilerlemiş oluyor.

Çok ileri.
Çok geç.
Çok hüzün.
Çok acı.
Önlenmesi mümkün çok acı.


Okuryatar'daki yazım için...

1 Ekim 2012 Pazartesi

Kore Dizisi / Playfull Kiss

 
Adı: 장난스런 키스 / Jangnanseureon Kiss
Bilinen Adları: Playfull Kiss, Mischievous Kiss
Tür: Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 16+ 7 SP
Yayınlandığı Kanal: MBC
Yayın Tarihleri: 01.09.2010 - 21.10.2010



Kore dizisi izleme hobim tüm hızıyla devam ediyor. Şuanda yayınlanmakta olan diziler yerine yıllar içerisinde izlenip çok sevilen dizileri tercih ediyorum. Kore sever bloglarından aldığım tavsiyeler üzerinden gidiyorum..
Aslında Kore Dizileriyle ilgili planım en beğenilen 10 Kore dizisini izlemek.. Çünkü şimdiye kadar izlediklerim hep ilk 10 içindeydi ve hepsini çok sevdim..

Jung So Min / Oh Ha Ni
 
Annesi küçükken vefat etmiş,  derslere hiç önem vermeyen, okulla alakası sadece arkadaşlarıyla vakit geçirmek olmasına rağmen Okulun en çalışkan öğrencisi dahi Baek Seung Jo'ya aşık olup ona bir mektup yazan ve Dahi Baek Seung Jo tarafından mektubu yazım ve imla yönünden değerlendirilip kötü not verilerek tüm okul önünde rezil olan, sakar ama dost canlısı, şipşirin bir kız.


 
Kim Hyun Joong / Baek Seung Jo
 
Okulun yakışıklısı, en çalışkanı, ünirvesitelerin de kızların da peşinden koştuğu, sürekli kitap okuyan, kimseyle samimi olmayan, sivri dilli, soğuk nevale bir genç. Kendisini BOF'tayken sevsem mi sevmesem mi bilemeyip, sadece ne güzel gülüşü var dediğim 1986 doğumlu bu arkadaşın yakışıklılığını bu dizide onayladım. Giyim tarzı da çok güzeldi. Bof taki gibi beyaz pantolonlar da giydiği oluyordu.
Dizide tenisten, ingilziceye, yemekten ev temizliğine her konuda mükemmel bir genç adam..
 

Lee Tae Sung / Bong Joon Gu
 
Dizinin ilk 2-3 bölümünde gıcık olduğum, bu nasıl bir tip ya ne kadar yapmacık, oyunculuğu da berbat diye düşündüğüm Bong Joon Gu'yu dizinin sonlarına doğru sürekli arar oldum. Hatta diziden sonra verilen youtube özel bölümlerinde kendisine yer verilmemesine sinir oldum.
 
Bong Joon Gu, Oh Ha Ni'nin sınıf arkadaşıdır ve lisenin ilk gününden beri Hani'ye aşıktır, sürekli çevresindedir, herkese karşı koruru kollar, ama Ha ni ona karşı arkadaşlıktan öte bir şey hissetmez. Çok komik Elvis saç tipi, afacan çocuk halleri, tavırlarıyla çok sempatikti. Arkadaşlarıyla mezuniyet gecesinde söylediği şarkı ve dansı beni çok güldürdü..
Kore dizilerinin çoğunda bir komik adam, yan rol olmasına rağmen popüler birisi oluyor herhalde. Secret Garden'da Hallyu Star Oskaydı mesela, Personal Taste'de de Jeon Jin Ho'nun kankası No Sang Joon vardı.. Heartstrings & You've Fallen for Me'de de Kang Min Hyuk... Hepsi de çok şirindi..

Jung Hye Young / Hwang Geum Hee
 
Baek Seung Jo'nun annesi. Şeker mi şeker çocuk ruhlu bir Kadın, hiç Anne gibi değil. Heleki suratsız Baek Seung Jo'nun annesi olması inanılır gibi değil.. Blog tutan, sürekli fotoğraf çekip bloguna koyduğu için oğlunu deli eden, evde sürekli güzel yemekler yapıp sofralar kuran ve Ha Ni ile babasının onlarla birlikte yaşaması için kendini yırtan sevimli bir kadın. 
 
O kadar da güzeldi ki.. Ben çok sevdim bu kadını. Ama Ha Ni'yi o kadar sevmesine bir türlü anlam veremedim. Tamam neşeli, cıvıl cıvıl hayat dolu bir kız ama ne olursa olsun dizi, bir Annenin oğlundan çok, başka bir kızı tutması ve ikisini bir araya getirmek için bu denli uğraşması hatta gidip kendi kendine düğün salonu tutması  yüzünden, gerçeklikten çok uzaktı. Tabi güyaa Baek Seung Jo'nun kendine bile itiraf edemediği duygularını hissetmiş de Anneciği, o yüzden öyle yapmış, neyse iyi yaptı nihayetinde...
 

Choi Won Hong / Baek Eun Jo
 
Baek Seung Jo'nun kardeşi. Aynı abisi gibi akıllı ve soğuk ruhlu bir çocuk. Ama çok sevimli. Ha Ni ile sürekli didişiyor ve abisi gibi ona takılıyor, sürekli Aptal diyor, beceriksizliğini yüzüne vuruyor ama dizin sonlarına doğru o da Ha Ni'yi iyice seviyor ve ona yakın davranıp destek oluyor...


Lee Si Young / Yoon He Ra
 
Baek Seung Jo'nun 1. olarak girdiği Parang Üniversitesine 2. olarak giren, hem çok zeki, hem Baek Seung Jo gibi her konuda becerikli, hem de çok güzel bir kız. Fiziği, yüzü, giyim kumaşıyla Oh Ha Ni'nin yanından bile geçemeyeceği bir kız aslında ama  Ha Ni ile sürekli birbirleirni kıskanıyorlar ve Baek Seung Jo için mücadele ediyorlar..

Kang Nam Gil / Oh Gi Dong
Hani ve babası, Seung Jo'ların evinin balkonunda; Seung Jo'nun He Ra ile evlenmesi gündemde olduğu için o evde daha fazla kalmayıp taşınmaya karar verdikleri bir andan..
 
 
Baek Seung Jo'nun komik tipli babası... Baek Seung Jo'nun düğününde elinde fotoğraf makinesiyle Annesi. Ha Ni'nin Baek Seung Jo'ya yapışıp öpmesiyle herkesin kahkahalara boğulduğu anı çekiyor.
 
Neredeyse her Kore dizisinde karşımıza çıkan Cadı Kaynanadansa Playfull Kiss'te süper bir Kayınvalide var, mumla aranılsa da bulunulmayacak cinsten...
 
 
Hani'nin evi depremde yıkılıp da babasıyla sokakta kaldığında, Babasının çok eski arkadaşı olan Baek Seung Jo'nun babasının evine taşınırlar. Yaşamını sürdüreceği evin Baek Seung Jo'nun evi olduğunu öğrenen Ha Ni, sevinçten türlü numaralar yapar, sürekli Baek Seung Jo'nun karşısına çıkar ama her türlü sakarlığı ve beceriksizliğinden ötürü Baek Seung Jo'dan azar yemekten geri durmaz.
 
Baek Seung Jo'nun Ha Ni'nin ısrarı üzerine ders çalıştırırken uyuyakaldıkları bir an...

 
Aynı evde yaşamaktan ötürü tesadüfler karşılaşmalar...

 
Bazen yakınlaşılan kısacık anlar...

 
Baek Seung Jo'nun babasının şirketini kurtarmak için güçlü bir şiktetten yardım istediği ve onun torunu ile görücü usulü görüştüğü ve o kızın da tesadüfen He Ra olması sonucu yakınlaşmaları ve He Ra 'nın Baek Seung Jo'nun evine ailesiyle tanışmaya geldiği bir an. O anlarda Kızımız Oh Ha Ni, yıkılmıştır ve çaresizdir ama müstakbe kaynanası her şeyi He Ra'nın burnundan getirir..

 
Dizide en sevdiğim sahne..
 
 
Artık Baek Seung Jo'dan tamamen ümidini kesip Bong Joon Gu ile bir randevuya çıkan Ha Ni'yi otobüs durağından almaya giden Baek Seung Jo'ya, Ha Ni'nin aşkını yeniden itiraf etmesi üzerine Baek Seung Jo'da dayanamaz ve Ha Ni'yi öper. Böylece ilişkileri başlar. Ve eve gidip ailelerine de açıklarlar.  Baek Seung Jo  Ha Ni'nin babasına kızıyla evlenmek istediğini söyler..
 
 
Her işe ön ayak olan Baek Seung Jo'nun annesi kimseye sormadan düğün salonunu tutar ve hızlı düğün hazırlıklarından sonra Baek Seung Jo ve Oh Ha Ni evlenirler.. Oh Ha Ni, 4 yıl boyunca peşinde koştuğu ve hiç yüz göremediği biricik aşkına sonunda kavuşur...

 
Evlilik hayatları da bildiğimiz evliliklere benzemiyor. Hala aralarında hiç bir şey yokmuş gibi didişmeler, yanlış anlamalar, çocukça tavırlar, Baek Seung Jo'ya asılan başka kızlarla devam ediyor.
 
Balayına çıkan çifti, başka bir balayı çiftinin hiç yalnız bırakmaması ve diğer gelinin Baek Seung Jo'ya asılması karşısında Baek Seung Jo'nun kayıtsız kalması beni sinir etse de, Balayının son gününde yaşadıkları yakınlaşma o bölümü kurtardı...
Gerçi o sahne, Kim Hyun Joong hayranlarını derbeder etmiştir ama yine de romantik ve heyecanlı bir sahneydi...

 
Doktor olmaya karar veren Baek Seung Jo'ya yakın olabilmek için hemşire olmayı düşleyen ve uzun süre hemşirelik sınavlarına hazırlanan Ha Ni, en sonunda onu da kazanır ve dizide herkesin öve öve bitiremediği azmini, bir kez daha kanıtlar. Nihayet çabasının sonucunu alıp Baek Seung Jo'nun doktorluk yaptığı Parang Hastanesinde hemşire olur. Ama kızın çilesi bitmez, etraftaki hemşireler yine melül melül Baek Seung Jo'ya bakmaya devam ederler. Onlara evli olan adama hele de karısının yanında sulanma hiç anormal gelmiyor herhalde..
 
Dizinin sevdiğim gibi mutlu son ile biten finalinin ardından 10'ar dakikadan oluşan Youtube özel bölümlerini gayet gereksiz bulmuş olsam da hepsini izlemekten geri duramadım. Çünkü o özel bölümlerde dizide yarım kalan bir şeylerden ziyade kendini tekrarlayan konular yer aldı. Birinin doktor, birinin hemşire olduğunu gördük ama onun dışında da pek bir şey yoktu.
 
Keşke o özel bölümlerden BOF'a yapılsaydı ya off ne izlerdimm :)
 
Özel bölümlerin ardından yayınlanan Baek Seung Jo'nun Günlükleri'ni zevkle okudum.. Bu günlükler,  hiç yüz vermeyip sadece sakarlıklarına arkasını dönüp güldüğü halde ve duygularını dizi boyunca hiç ifade etmediği halde biraz da emrivaki bir evliliği kabul edip Ha Ni ile evlenmesine bir türlü anlam veremediğim duruma noktayı koydu. Bir çok boşluğu koydu.. Meğer o da Ha Ni 'ye karşı başından beri bir şeyler hissetmiş sadece kendiyle cebelleşmiş. Çok hoştu günlüklerinde duygularına ifade ediş şekli..
Bu diziye dair en sevdiğim şey günlükler oldu desem abartmış olmam..
 
Romantik komedi tadında, lisede başlayıp üniversitede geçen ardından iş hayatına kadar karakterleri takip eden bu diziyi tüm Romantik komedi Kore Dizisi sevenlere tavsiye ederim...
 
Soundtrack:
01. Öp Öp Öp - Pink Toniq
02. Bir Kez Daha - Kim Hyun Joong 김현중
03. Öpücük Yaramaz - G.NA
04. Aradım - 런 (RUN)
05. Yeniden Deneyin - Pink Toniq
06. Kendini - Lee Tae Seong
07. Seni Seveceğim Söz - 씨스타 (소유)
08. Uvertür(Açılış Şarkısı) 장난스런키스
09. Seni Seviyorum (Ana Tema)
10. İtiraf
11. Oh! Şef
12. Koş
13. Evlilik
14. Aşk Teması
15. Arkadaşlar ile
16. Aşk Lavs-i
17. Kampüs Hayatı
18. Aşk ve Hüzün
19. Gölge
20. Daha çok Özledim
21. Heyecan

Playful Kiss (Special Edition) OST
01 Çarpıntı - Park Boram, Kim Soo Jong, Lee Boram of Superstar K2
02 Çarpıntı (Inst.)

Palyfull Kiss Special OST Part.2
01 Hiç Söyledim Mi - HowL




 




20 Eylül 2012 Perşembe

Ruj Ormanı / Candace Bushnell

 
Orjinal Adı: lipstick jungle

Ruj Ormanı, hayatında erkeklerin yerine başarıyı ve gücü koyan kadınların romanı. Bir meydan okuma gösterisi. Modacı Victory Ford, sinemacı Wendy Healy ve yayıncı Nico O'Neilly. Bu kadınlar moda, sinema ve yayıncılık dünyasından. Bu kadınlar zengin, bu kadınlar zirvede. Bu kadınlar her şeyi istiyor. Ve ilk kez bir Candace Bushnell romanının merkezinde erkekler ve seks yerine güç ve başarı arayışı var.

“Toplumsal sahnenin filozof kraliçesi!” -The New York Times
“Yine keskin ve çok şeker.” -New York Magazine
“Klasik bir Bushnell!” -New York Observer
“Bushnell'in yeni romanı hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak… Bushnell okuyucuyu hemen çeken, sevilebilen, güçlü karakterler yaratma yeteneğini konuşturuyor. Tavsiye edilir!” -Library Journal

Nico tam bir yönetici soğukkanlı, hesapçı. Wendy, her işe el atan bir yapımcı herkesi idare ediyor ve her zaman stresli. Victory ise özgür ve yaratıcı kendi işini kurmuş, bağımsız çalışıyor. Nico ve Wendy evli ve çocukları var. Victory ise kırk üç yaşında olmasına rağmen hâlâ bekâr. Tüm bu kadınları birbirine bağlayan şey ise hırs, özgüven ve birbirlerine olan inançları...

Ruj Ormanı, kendi alanlarında en tepede kalmak için her şeyi yapmaya hazır olan bu üç seksi ve güçlü kariyer kadını hakkında.

Victory Ford, şirketini su yüzünde tutma mücadelesi verirken bir yandan da, bir ilişkiden gerçekte neler beklediği hakkında hayati dersler alıyor.

Nico O'Neilly, Bonfire dergisinin -moda, politika ve gösteri dünyasının incili- göz alıcı, zeki editörü. Yayıncılık dünyasının en güçlü kadınlarından biri olarak Nico her şeye sahip gibi. Ama maalesef sıkı bir orta yaş krizi sonucu tüm bunların aslında kendine yetmediğini fark ediyor.

Wendy Healy'nin azmi ise kelle koltukta çalışılan sinema sektöründe onu en yükseğe taşımış vaziyette. Ancak bir rekabet düşkünü tarafından alaşağı edilme tehlikesi, onu kariyeriyle evliliği arasında bir seçim yapmak zorunda bırakacak gibi.

Bushnell, seksi ayakkabılı güçlü kadınlarıyla bağımlılık yaratan, bir seks ve skandal öyküsü seriyor ortaya.
Bir kez daha... (Arka Kapak Tanıtımından)


Yorumum:

Çok sevdiğim Sex and The City serisinin yazarından bir kitap görünce hemen başladım okumaya. Ruj Ormanı'nın Sex and the city'den farkı, Newyork kadınlarının bu kez, hayatın merkezine, erkeklerin yerine başarıyı koymaları...

Modacı Victory Ford, sinemacı Wendy Healy ve yayıncı Nico O'Neilly Newyork'ta yaşayan, çok sıkı dost olan üç başarılı kadındır. Hepsi kariyerlerinde çok iyi noktalara gelmiş, Newyork'un en başarılı 50 kadını listesine girmiş, muazzam paralar kazanıp dergilerden, gazetelerden eksik olmayan, peşlerinde magazincilerin dolaştığını tanınmış kişilerdir.

İş dünyasında, güçlü olmayı, akıllıca davranıp, taktikler geliştirerek, yüksek mevkilerle ilişikilerini sıkı tutup, özel gecelerde boy göstererek, yaşamlarında  Ancak, en tepede kalmak için her şeyi göze alan bu hırslı kadınların özel yaşamlarında çatlaklar vardır.

Üç çocuk annesi olan Wendy'nin sinema sektörünün en büyük şirketini yönetmesi eşiyle arasındaki buzdan duvarları eritemez ve boşanırlar. Çocuklarına zaman ayıramıyor oluşu, iş ile ailesi arasında sürekli gelgitler yaşamasına neden olur.

Yayıncılık dünyasının en güçlü kadınlarından Nico, sahip olduğu kızıyla her zaman gurur duysa da evliliğinin monotonluğundan sıkılır. Eşiyle arasında biten cinselliği de genç bir erkekte bulur. Pişmanlıkları ile şehveti arasında gidip gelir..

Ünlü Modacı Victory, beğenilmeyen son kreasyonundan ötürü, şirketini ayakta tutabilmek için, yabancı şirketlerle ortaklık kurma kararı alırken, milyoner sevgilisine karşı ezilmemek için duygusal mücadele verir..

Newyork kadınlarının yaşamını ilginç bulanlar için önce kitabı, ardından eğlenceli dizisi lipstick jungle'ı tavsiye ederim..

http://www.youtube.com/watch?v=YNQDxuZtMvc

Okuryatar'daki yazım
 

18 Eylül 2012 Salı

Okunacaklar Kulem

 
 
Bu da benim okunacak kitaplar kulem..
 
Son günlerde bloglarda okunmayı bekleyen kitaplardan kuleleri gördükçe, kendi kuleme de bir göz atayım dedim..
Bu kulenin yarısı kadar bir Ales kitabı da çalışılmayı beklerken, bakalım ne zaman bitecek benim kulem..

13 Eylül 2012 Perşembe

Kore Dizisi / Personal Taste

 
Adı: 개인의 취향 / Kaeinui Chwihyang (Kişisel Zevk)
Bilinen Adları: Kae In's Taste / Personal Taste / Personal Preference
Tür: Romance, comedy
Bölüm Sayısı: 16
Yayınlandığı Kanal: MBC
Yayın Tarihleri: 31.03.2010 - 20.05.2010
Yayınlandığı Günler: Çarşamba & Perşembe 21:45

 
 
Son Ye Jin / Park Gae In
 
Kore Mimarisinde önemli bir yere sahip olan Sanggojae adında, babasının tasarladığı bir evde yaşayan Park Gae İn, pasaklı, beceriksiz, bakımsız bir kızdır. Annesi 5 yaşındayken öldükten sonra babasının da kendisine uzak davranmasıyla yalnız ve üzüntülü bir çocukluk geçirmiştir.
 
Sevgilisin en yakın arkadaşıyla evlenmek üzere kendisini terk etmesi üzerine yıkılır. Aynı zamanda tasarladığı mobilyaları satamadığı, çevreye borçlandığı için de mali sıkboğaza girer ve maddi destek olsun diye evinin bir odasını kiralar..
 
 
Lee Min Ho / Jeon Jin Ho
 
Dam Sanat Galerisi Projesine hazırlanan Jeon Jin Ho, babasının ölümünden sonra kendini çalışmaya adayan, başarılı, hırslı bir mimardır. Han Chang Ryul'un babasının ellerinden aldığı evin acısıyla durmadan çalışır. Bu projeyi kazanması hem mali sıkıntıda olan şirketi için, hem kariyeri için çok önemlidir. Projenin tasarımında önemli rol oynayan Sanggojae'nin mimarisini görebilmek için Park Gae İn'in evine girmeye çalışır ve odasını kiralar. Ve aynı evde yaşayabilme fırsatı için de, yanlış anlama sonucu Gay zannedilmesine göz yumar..
 
Sevgilisi tarafından terk edildiği için çok üzgün olan Park Gae İn'i teselli eder, ona temizlik yapma, yemek yapma, baklımlı olma, kadın olma konusunda dersler verir. Eğlenceli vakit geçirip birbirlerine destek olduğu zamanlarda ikisi de birbirinden hoşlanır. Park Gae İn, O'nu Gay zannetmesine rağmen sevgisinden vazgeçemez.

 
Kim Ji Suk / Han Chang Ryul
 
Park Gae İn ile sevgili olduğu dönemlerde, hiç ilgilenmeyip değer vermediği, sürekli Gae in'i üzdüğü gibi ev arkadaşı Kim In Hee ile aldatır ve düğünlerine bir gün kala Park Gae İn'den ayrılır. Düğün esnasında, ev arkadaşıyla evlendiğini gören Park Gae'in tavrı karşısında sorun çıkar ve düğün bozulur. Daha sonra dizi boyunca Park Gae İn'in peşinden koşup, onu gerçekten sevdiğine inandırmaya çalışır.
Ayrıca Jeon Jin Ho ile rakip halindedirler. Han Channg Ryul'un babasının zamanında Jeon Jin Ho'nun babasının şirketine ve evine el koymasından ötürü aralarında yıllar süren bir rekabet vardır. Han Chang Ryul de, babası da Proje'yi kazanmak için türlü hileler yapıp Jeon Jin Ho'yu safdışı bırakmaya çalışırlar..

 
Song Sun Mi  / Song Seon Mi
 
Park Gae in'in en yakın arkadaşı. Dizi boyunca ona her zaman destek olur. Jeon Jin Ho ile arası bozulduğunda da arabulucuk yapıp barıştırır. Öyle komik bir kadındı ki, dizide beni en çok güldüren ikinci karakterdi. Sang Joon'u gay zannederek arkadaşlık ettiği, içip konuştukları sahneler çok eğlenceliydi.
 
 

 
Jung Sung Hwa / No Sang Joon
 
Jeon Hin Ho'nun iş ortağı ve en yakın arkadaşı. En baştan beri sevimli kurnazlıkları, cin fikirleriyle Jin Ho'u yönlendirdi ve Sanggojae'e girmesini sağladı. Gay rolu oynamalarına göz yuman da oydu. Dizi boyunca düşünmeden yaptıkları ile aslında işleri epey kötüye yönlendirdi. Ama öyle sevimli, öyle komikti ki, bence dizinin en şeker, en komik oyuncusuydu. Gay rolüne hele bayılıyordum, ekrana o geldiğinde otomatikman gülüyordum.

 
Wang Ji Hye / Kim In Hee
 
Park Gae İn ile yıllarca ev arkadaşlığı yapmış, en sonunda sevgilisini elinden alıp evlenme aşamasına kadar gelmiş, sonradan evlenmekten de vazgeçtiği halde, arsızca Park Gae İn'i suçlayan, hırslı, paragöz, sıkça sevgili değiştiren dizinin kötü kadını. Dizi boyunca Jeon Jin Ho'yu kapmak için yapmadığını bırakmaz. Park Gae İn'den nefret edip onu kıskandığı için tüm olayları onun aleyhine çevirmeye çalışır.
 
Her dizide süper giyinen bir kadın olduğu gibi Personal Taste'de vardı. Hem şık, hem spor öyle güzel kıyafetleri vardıki, ben her giydiğine bayıldım, birbirinden güzel ceketler, taşlı yakalar, mini şortlar, altına topuklu ayakkabılar, moda ikonu gibiydi Kim İn Hee. Eminim bu diziyle birlikte Kore'de binlerce kadın onun  kombinlerinden yapmaya çalışmıştır.
 
Kore dizilerinde gördüğüm şu en yakın arkadaşını kıskanıp yıllarca diş bileyerek bir gün intikam almak uğruna her şeyi yapan kadın konusu Personal Taste'de de vardı.. Daha önce de 49 Gün dizisinde bunun daha beter bir örneğini izlemiştim..


Müdür Choi
 
Şirket başkanının oğlu ve Dam Sanat Projesinin yürütücüsü. Gay olduğunu sandığı Jeon Jin Ho'ya teklif eden , böylece kendisinin de gay olduğu anlaşılan müdür, Han Chang Ryul'un babasının türlü oyunlarına karşı Jeon jin Ho'yu korumuştur. Jeon Jin Ho'nun gay olmadığını ve Park Gae İn'i sevdiğini itiraf etmesi üzerine çok üzülmesine rağmen Jeon Jin Ho'nın projeyi kazanması için elinden geleni yapar. En son safhada her şey karıştığında, arası bozulan sevgilileri destekleyen de yine bu müdürdür.

 
Jeon Jin Ho'nun Annesi

Güzel mi güzel, sevimli, tatlı bir kadın. Eşi de öldüğü için biricik oğluna çok düşkün. Sanırım bir tanıdıklarının kızı ya da bir şekilde onların himayesinde olan bir kız ile aynı evde yaşıyor ve ona gelini gibi davranıyor. Ancak Jeon Jin Ho o kıza hiç yüz vermiyor. Park Gae in ortaya çıkınca dellenen bu cici kız, Kim in Hee ile işbirliği yaparak, Jin Ho'nun annesine Park Gae in'i kötüler ve her Kore dizisinde olduğu gibi Kayınvalide Gelinini istemez. Tabi bu sevimli kadın oğluna kesinlikle o kızı kabul etmeyeceğini söylese de Park Gae İn'e herhangi bir kötülük yapmaz. Kendi halinde bir kadındır. Ki, dizinin sonunda Park Gae İn'in iyi niyetli yaklaşımı ve anneye duyduğu özlemini dile getirmesiyle kalkanını kaldıracaktır.


 
Park Gae İn'in profesör babası
 
Sanggojae'i eşi ve kızından ilham alarak tasarladıktan sonra, eşinin ölümü üzerine yıllarca kızıyla mesafeli yaşayıp İngiltere'ye yerleşmiş ünlü bir profesör mimar. Dam Sanat Galerisi Projesi için Seul'e döndüğünde ortalığı karışık bulur. Hem tasarımlarının çalınması, hem kızının kalbiyle oynanması adamı deliye çevirir ve Jeon Jin Ho'ya bir kez okkalı bir tokat patlatır, bir kez de tasarımları yüzüne fırlatır..
Tabi dizinin sonunda tüm bu olaylar tatlıya bağlanır, Kayınpeder ve Damat anlaşıp içki bile içerler.
Zaten bu dizide dikkat ettiğim bir diğer nokta da, alkole fazla fazla yer verilmesiydi. Kafası bozulan içiyor, eğlenen içiyor, içiyor da içiyorlar yani..
 
 
Birlikte yaşamaya başladıkları ilk günlerde. Park Gae'in evin içinde ve dışında paspal paspal gezinir ve Jeon Jin Ho ile sürekli gay olduğu hakkında konuşup Jin Ho'yu kızdırır.

 
Jeon Jin Ho'yu sevdiğini iyice anlayan Park Gae İn, O gay olduğu için kendisi de bir erkek kılığına girerek, ona arkadaşlık etmeye çalışır..
 

 
Sanggojae
Geleneksel Kore evi, ancak bambaşka bir dizaynda. Tasarımı kimse tarafından görülmesin diye yıllarda evin kapılarını kimseye açmazlar.
Ev gerçektende çok güzeldi. Bahçeye açılan odalar, mutfak, banyo, şirin dekorasyon ile yaşamak istenilecek bir ev.

 
Yakışıklı ve başarılı mimar, ideallerine ulaşmak için ciddiyetle çalışırkenn..
 
 
 
Dizinin en romantik sahnesi. Jeon Jin Ho'nun, Park Gae İn'in, Han Chang Ryul'a, hislerini anlattığına şahit olduktan sonra koşa koşa gidip, Park Gae İn'i kolundan çekip, dudaklarından eteşlice öptüğü sahne. Bu sahne ile hem Gay olmadığını kanıtlar, hem de duygularını ortaya serer.. Park Gae İn, Jeon Jin Ho'nun gay olmadığına çok sevinmesine rağmen, kendisini kandırdığı için bir süre naz yapar. Ama yelkenlerini suya indirmesi çok sürmez..

 
Dizinin en heyecanlı sahnelerinden biri.. İki sevgilinin birbirine açılıp, yavaş yavaş yakınlaşmaya başladığı zamanlarda, ikisin de hem şehvetli olup hem de utandıkları anlardan birinde, Jeon Jin Ho, banyodan çıkan Park Gae İn'in saçlarını kurutup, sonra da sırtından öper..
Bu sahneden sonra bir çok kız, saçlarını kurutacak, o sahneyi yaşayacağı bir sevgili hayal etmiştir herhalde :)
 
 
Park Gae İn'in doğum gününde, müdür Choi'nin verdiği biletlerle gittikleri buz pateni.. Hem eğlenip hem de romantik anlar yaşadıkları bir gün..
 

 
Dizinin en güzel ikinci sahnesi. Evde mutlu mutlu yaşadıkları bir Pazar günü, battaniyelerini havalandırmak üzere yemyeşil, park gibi bir mekana geldiler. Battaniyelerini serdikten sonra da bankın üzerinde birbirilerinin omuzlarına yattılar.. Çiftin en mutlu oldukları anlardan biriydi. Çok da romantikti, dizinin ostları da girince, ilgiyle izlenen bir sahne oldu..
 

 
Dam Sanat Galerisi Projesini, Park Gae İn'in elma tasarımından esinlenerek yapan Jeon Jin Ho'nun projesinin kazanmasından sonra, tüm yanlış anlaşılmalar, tüm sorunlar çözülüp, kayınpeder ve kayınvalidelerin de gönlü alınınca, Jeon Jin Ho'nun yaptığı romantik evlilik teklifi..
 
Bir dahaki bölümü merak edip vakit kaybetmeden diğer sahneye hızla geçtiğim sadece tek bir bölümün olduğu; şahaneydi, unutulmazdı diyemeyeceğim ortalama bir diziydi..
 
Aslında eğlendim, güldüm, karakterlerini sevdim, hepsi çok şekerdi. Zaten Koreli oyuncuların sevimliliklerini, konuşmalarını, mimiklerini çok sevdiğim için izlerken çok keyif alıyorum dizilerinden. Bu dizi de tam sevilicek karakterlerin olduğu eğlenceli bir diziydi.
 
Oyuncu Lee Min Ho olmasaydı da, başka bir erkek olsaydı, yine bu kadar ses getirir miydi? Sanmam.
Lee Min Ho, dizide inanılmaz yakışıklıydı. Bol bol gülümsedi, espriler yaptı, sevimli mi sevimliydi. Düşünceli, romantik, seven erkek rolüyle de yine gönülleri fethetti.
 
Giyim tarzı yine muhteşemdi. Özel tasarım olduğunu varsaydığım birbirinden şık, modern ceketler giydi her bölümde, Ceketin altına hırka giydiği halleri de var ki, bu kadar mı yakışır, ne giyse, böyle mi şık olunur... Hırkanın altına yuvarlak yaka tişört giyip, hırkanın alttaki düğmelerini açık bıraktığı, salaş şıklığı filaann, aldı götürdü olayı. Jeon Jin Ho'nun bu dizideki giyim tarzı 10 üzerinden 10'du bence..
 
Sonuç olarak güzel bir diziydi,  Lee Sae İn'in kitabından uyarlanmış bu diziyi sevdim, iyiki izledim.

 
 
Soundtrack: Personal Preference OST1. İnanamıyorum - Younha
2. Yağmur Düşüyor - Kim Tae Woo
3. Kalbime Dokundu - SeeYa
4. Kanatlar - Kim Tae Woo
5. Sevişme - 4minute
6. Bir Aptal Gibi - 2AM
7. 왕벌들의 비행
8. Garip Hissediyorum
9. 왕벌들의 비행 (Inst.) - Piyano versiyon
10. Bir Aptal Gibi(Inst.)
11. Sevişme (Inst.) - Gitar versiyon
12. Kanatlar (Inst.)
13. Kalbime Dokundu (Inst.)
14. Yağmur Düşüyor (Inst.) - Violin versiyon
15. İnanamıyorum (Inst.) - Piano versiyon