26 Aralık 2012 Çarşamba

Bavulunuzda Neler Var? / Melda ÜNALDI

 
 
'Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim" der büyük düşünür Mevlana. Elinizdeki kitap, 'Hayatın her karesinde' kişinin vizyonuna ulaşmayı planladığı süreçte 'uzlaşıları kırarak' veya diğer bir söyleyiş ile öğrenilmiş kalıpları kırarak çözümler üretebilme ve uygulama becerisini kazandırmayı amaçlamaktadır.

Bizlerin mütevazı yaşamlarında can bulmuş, farklı bakış açılarını gözler önüne dökebilmek, her şeyden önemlisi vakit ayırıp bu kitabı okuyanlara "yarın ilk işim bavulumu yeniden gözden geçirmek" dedirtebilmek amacı ile yazılmıştır.

Şimdi bugüne kadar sahip olduğunuz paradigmalardan vazgeçmeye razı mısınız?
 
Ardı ardına dizilen soruların cevaplarını ve daha fazlasını bulacağınız, rehberiniz olacak bir kitap... ' (Arka kapaktan alıntıdır.)
 
Yorumum:
 
Gözüme çarptığı anda ismiyle dikkatimi çeken, elime alıp arka kapağına baktığımdaysa içindekileri okuma isteğimi ayyuka çıkaran 'yarın ilk işim bavulumu yeniden gözden geçirmek' demek için adımlar atmaya beni teşvik eden bir cümle ile başladım bu güzel kitabı okumaya...
 
Yazarı; sevgi dolu eşi, gurur kaynağı çocukları ile zengin hayat tecrübelerinden aldığı güç ve karakterinin cümlelere yansıttığı tüm samimiyetle, önce kendinden, yakınlarından, sonra dünyadaki düşünürlerden, yetkin isimlerden dikkat çekici alıntılarla harmanlıyor düşüncelerini...
 
Yazar Ünaldı, hepimize bavulumuzun kapağını aralayıp, içindekilere yakından bakmaya, hatta bavulumuzu yeniden düzenleyip hayallerimizle oynamaya teşvik ediyor bizi sıcacık cümleleriyle...
 
'Beni en son terk edecek olan yine benim, öyleyse en çok vakti kendime ayırmalıyım.' düşüncesinden hareketle okuyucuya gerekli gücün kendilerinde olduğunu hatırlatarak, Stratejik düşüncenin yerleşeceği zihinlere, stratejik düşünceyi üretebilme ve planlama becerisini ifade ederken konuları her bölümün sonundaki çok sevdiğim 'Kahve Molası'  hikayeleriyle sonlandırarak bitiriyor...
 
Hayatımızı, hayallerimizi, vizyonumuzu sorgulatıp kendimiz için bir kez daha düşünmek adına bir an durmamızı sağlayan bu değerli kitabı, düşüncelerine, bilgi birikimine kıymet verdiğim bir arkadaşımla sohpet edermişcesine bir çırpıda okudum.. İş hayatında olsun olmasın herkese, ama öncelikle meslek hayatına atılmak üzere olan öğrencilere okumalarını şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap...
 
 
 
 

25 Aralık 2012 Salı

Noel'e hazırlanan Asya

 
Japonya'daki bir Şirket'in temizlikçileri binanın camlarını Noel Baba kıyafetleri ile silmişler...


Vietnam'daki anaokulu öğrencilerinin Noel Partisi...


Tayvan'da Noel Baba şapkalarıyla konser veren orkestra üyeleri...
 
 
Şangay'daki Noel Rallisinde eğlenen kadınlar...
 
 
 

11 Aralık 2012 Salı

Kore Dizisi / Faith

 
 
 

Adı: 신의 (信義) / Shinui
Bilinen Adları: Faith / The Great Doctor
Tür: Tarihi, fantastik, romantik, aksiyon
Bölüm Sayısı: 24
Yayınlandığı Kanal: SBS
Yayın Tarihleri: 13.08.2012 - 30.10.2012
Yayınlandığı Günler: Pazartesi - Salı 21:55


 
Goryeo Hanedanlığı (918-1392) Şuanki Kore'den yaklaşık 600 yıl önce aynı topraklarda yaşamış bir devlettir.  Eski Kralı devirip, Tahta çıkmak için sürgünde yıllarca bekleyen Kralın ülkeye dönmesi, Saraya yerleşip Hanedanlığını kurması, halka ve ülkeye kendini kanıtlama mücadele sürecini konu ediyor Faith...
 
Bir tarih dizisi, ama yalnızca tarih değil... Dokunaklı bir Aşk dizisi...
 
 
 
 
Bu tutkulu Aşkın kahramanları... 1300lü yıllardan Goryeo Hanedanlığının komutanı Choi Young ile 2012 Kore'sinden Dr. Yoo Eun Soo...
 
 
Lee Min Ho / Choi Young
Kralın muhafız birliğinin komutanı. Aynı zamanda akıl danışmanı, dostu ve güvendiği tek insan. İlerleyen zamanlarda general rütbesini alıyor. Kralı saraya ulaştırıp tahta çıkarmak üzere çıktığı mücadelede boynundan kılıç yarası alan Kraliçe'yi kurtarmak üzere Cennetin Kapısı diye bilinen, yıllardır kapalı olduğu halde son günlerde açılşmış olan kapıdan girerek Cennet zannettiği 2012 yılına gider. Gittiği yerde Doktorlar Kongresinde Seminer veren Yoo Eun Soo'yu görür ve Kraliçeyi kurtaracak doktor olduğunu düşünüp O'nu zorla alır, kapıdan geçirir ve kendi dünyasına götürür..
 
Choi Young kılıç kullanmada ve dövüşte çok üstün yetenekli olmasının yanısıra o dönemde bazı insanlarda bulunan olağanüstü güçlerden birine sahip. Ellerinden karşısındaki insana Yıldırımlar gönderebiliyor.. Ama o gücünü kullandıktan sonra bedeni çok zayıf düşüyor..
 
 
 
Kim Hee Sun / Yoo Eun Soo
 
Hayatını sürdürürken geçmiş gelen general tarafından Goryeo Hanedanlığının olduğu döneme götürülerek neye uğradığını şaşırır ama orada yaralı olan Kraliçe'yi yanında götürdüğü aletlerle ameliyat ederek iyileştirir. O dönemde bu tür bir yaranın iyileşmesi mucize olarak algılandığı için O'na cennetten gelen kadın olarak bakılır. Kral da Saray'ın Hekim Başı ünvanını verir.
 
General'den geri götürülme sözü alan Yoo Eun Soo, tam bir kargaşanın içine düşer. Ülkede iç savaş vardır ve Kral ile Kraliçenin hayatı tehlikede olduğu için General bir türlü sözünü yerine getiremez. O sırada Cennetten gelen kadın söylentisi tüm ülkeye yayılır. Ve ülkede çok güçlü bir siyasi yeri olan Gi Chul'ün Cennet'e gidebilme merakı, Yoo Eun Soo'nun peşine düşmesine neden olur.
 
 
 
 
 
Ryu Duk Hwan / King Gong Min
 
Goryeo Hanedanlığının Kralı.. Yuan Hükümetinden kendini ve ülkesini koruyarak ayakta kalmaya çalışır. Çok fazla hakarete uğrar, bir çok sıkıntı çeker, ölümden döner ama her zaman General tarafından kurtarılır. Kendisi de generale karşı büyük bir saygı ve sevgi besler. Kraliçe karısı ile ilişkileri çok kopuk ve soğukken, ülkenin yaşadığı sıkıntılı günler cereyan ederken aralarındaki aşk filizlenir..
Tüm badireler atlatıldıktan sonra ülke içi kötü niyetli insanlar öldürülür ve Kral hükümdarlığını kazanır.
 


 
Park Se Young / Princess Noh Gook - Queen In Deok
Bir Yuan Prensesi olarak ailesinin ele geçirmek istediği toprakların Kralı ile evlendirilir. Ama Kral eşine karşı duyduğu sevgiyi ilk başlarda ifade edemeyip mesafeli davransada zaman geçtikçe ona aşkını gösterir ve aralarındaki aşk güçlenir. Kraliçe de her zaman eşine destek olup siyasi konularda da fikirleriyle yardım eder.
Hamile kalan kraliçe, Kralın amcası tarafından kaçırıldığında bebeğini düşürür, ancak eşi ile sevgileri daha da kenetlenir. Kraliçe kayıpken Kral, Prens'e, eşini geri getirmesine karşılık tahtını verebileceğini ifade eder. Tabii komutan Kraliçeyi kurtarır...
 
 
 
 
Yoo Oh Sung / Gi Chul 
Goryoe Hanedanlığından bir Prens.Ülkede siyasi, maddi ve askeri güce sahip. Ayrıca kendisinin de özel bir gücü var.Buzbuken. Elleriyle dokunduğu insanlara soğuk hava verip, içorganlarını ve bedeninin dondurarak öldürüyor.
Kendisi kalbinde delik olduğunu düşündüğü bir hastalığı olduğu için iyileşmek için Cennet'e gitmek istiyor. Çünkü neye sahip olursa oslun asla doymadığını daha fazlasını sitediğnii ve açgözlülüğün vücudunu da hasta ettiğini söylüyor.
 
 
 
 
Shin Eun Jung / Hwa Soo In
Ateş büken gücüne sahip herkesin Ateş Kadın, Alevzen dediği, Prens Gi Chul'ün manevi kardeş ilan ettiği, her pis işine koştuğu dizideki kötü kadındı.  Kavalcı dediğim uyuz tiple ayrılmaz ikiliydiler. Gıcık kahkahasını ata ta, alev saçan elini dokundurduğu kişiyi yakarak öldürüyordu. General ile epey bir karşı karşıay kaldılar her seferinde yırttı tabi kadın çok güçlü, özel gücünü kullanmasa da kılıçlaönüne geleni biçiyordu.  Etmediği kötülük ,öldürmediği insan kalmadı fakat nihayetinde kendisi de öldü dizinin son bölümünde...
 
 
 
 
Sung Hoon / Chun Eum Ja 
 
Ses büken gücüne sahip Nağmezen denilen, elindeki flütü üfleyerek çıkardığı sesle önünde duran tüm insanların kulaklarından kan getirene kadar çalıp öldürüyor. Ayrıca çok hassas kulakları olduğu için yaklaştığı yerlerde evlerin içindeki konuşmaları dahi dinleyeren manevi kardeşi olduğu Prens Gi Chul'a söylediği için adamın her işini yoluna koymasını sağlayan baş yardımcısı. Kılıç ve dövüşte de herkesi sıradan geçiren bu uyuz, General'e ve ekibine çok ciddi zararlar verdi. Alevzen manevi kardeşinin ölümüne dellenip iyice hırslanmasına rağmen, Generalin hışmından kurtulamayıp son bölümde ölüyor...
 
 
 
 
Lee Philip / Jang Bin
Hekim Jang, saray hekimi. Çok bilgi dolu ve o dönemdeki bitkilerden yapılan tedavilere dair bilgileri Hekim başı Yoo Eun Soo'ya öğretir ve yaşadığı süre boyunca Hekim Başı ile çok iyi arkadaş olurlar. Hekim başı ona içini döker, evine olan özlemini ve Young'a dair aşkını anlatır..
Hekim başını bulmak üzere Saraya gelen Alevzen ve Nağmezen tarafından öldürülen Hekim Jang, ölmeden önce elinde Hekim Başının panzehirini korur ve bu Hekim Başını çok etkiler. Onun ölümünden kendisini sorumlu tutar, çok ağlar...
 
 
 
 
2012'ye giden General'in Yoo Eun Soo'yu zorla götürmeye çalıştığı sıradan bir kare... O sırada karşısına çıkan güvenlik güçlerine özel gücü yıldırımbüken ile karşılık verir ve etkisiz hale gelen polislerdne kurtularak geçmişe döneceği kapıya gider..
 
 
 
 
Kapıdan geçmek için Yoo Eun Soo'yu ikna etmeye çalışırken. Yoo Eun Soo hala olayı anlayamadığı için kendisini kaçırdığını ve sonrasınra öldüreceğini sanar, ama Choi Young ona, seni mutlaka geri getireceğim diyerek söz verir.
O anda Yoo Eun Soo'nun ağlamaları, söylediği sözler çok tatlıydı.. Daha ilk sahnelerden çok sevdim O'nu.
 
 
Geçmişe giden Yoo Eun Soo, nereye düştüğünün afallaştırması içinde yeniden kapıdan geçip geldiği yere dönmeye çalışır ama Young ona engel olur. Kraliçeyi mutlaka iyileştirmesini ister.. O esnada  Yoo Eun Soo elindeki kılıçı Young'a saplar ve sonrasında da günlerce onu iyileştirmek için uğraşır. Birlikte saraya gittiklerinde Young'un sert ve söz dinlemez hallerine sinir olur ama kendisi öyle bıcır bıcır konuşan öyle tatlı birisidir ki, herkesi etkiler. Farkında olmasa da General da ondan yavaş yavaş etkilenir.
 
Yoo Eun Soo'ya ata binmeyi, bıçak kullanmayı ve bir çok şeyi öğretmeye çalışır Young. Yoo Eun Soo öyle neşeli, öyle hayat doludurki, sürekli konuşur ve kendi dünyasından bir şeyler anlatır, çevresindekiler genelde dedikleirni anlamaz ama o hep tatlı tatlı söylemeye devam eder..
 
 
 
General'in ciddi ifadesine rağmen Yoo Eun Soo ondan yavaş yavaş hoşlanmaya başlamıştır.. Birgün ona bir çiçek uzatır, hatta o çiçeği kulağının arkasına takar. General de şaşırır hiç böyle bir şeyle karşılaşmadığı için ve Hekim başı bu duruma kahkahalarla güler. Sonradan görür ki, o minik çiçeği Young saklayıp yanında taşımıştır...
 
Olaylar olaylar, olayar... Entrikalar, siyasi mücadeleler, ayaklanmalar, saldırılar birbirini kovalar. General Kralı korumak için her an Hekim Başının yanında olamasa da verdiği sözü tutmak için çabalar ama Hekim Başı artık gitmek istemiyordur. Generale aşık olduğu için kendi dünyasına dönmekten vazgeçer..
 
Çok duygulu anlar, birbirlerine aşklarını ifade ettikleri bakışlarıyla dolu romantik sahneler geçer.. Dizi bir tarih dizisi olmasının yanı sıra aşkı çok iyi bir şekilde işlemiştir.
 
Olaylar süregelirken, Hekim Başının peşinde koştuğu Prens Gi Chul'de bulunan, Hekim Başı'nın kendi elyazısıyla yazmış olduğu ama ne zaman yazdığını hatırlayamadığı günlük ve paslanmış ameliyat aletleri vardır. Olaylar zamanlar arası bir konuyu gizli gizli sahnelere ayırır... Ve dizinin son kısımlarında Yoo Eun Soo'nun o günlüğü gelecekti halinin yazdığını ve o günden yüz yıl önceye bırakmış olduğu anlatılır...
 
Ben buradaki olay örgüsünü ve zamanlara arası yolculuğun işlenişi çok etkileyici buldum. Baştan itibaren fantastik ögelerle dolu olmasıan rağmen hepsi oldukça gerçekçiydi.
 
Tüm karakterlerin oyunculukları çok iyiydi, hepsi çok tatlıydı, muhafızlar dahi ayrı ayrı komutana bağlılıkları ve konumşalarıyla çok şeker profiller çiziyordu. Lee Min Ho zaten her role hakkını verdiği gibi burada da çok başarılıydı...
 
 
Kralın amcası Prens tarafından zehirlenen  Yoo Eun Soo'nun panzehrini vermek üzere alıkoyduğu sırada, geçmişe dair görüntülerin aklına gelmesiyle, General'e tuzak kurulduğunu hatırlayarak onu korumak için Prens ile işbirliği yapmak ister. Prensin tek gerekçesi Hekim Başı ile evlenmek, O'nu Kral olacağı ülkesine Kraliçe yapmaktır. Hekim başı evlenmeyi kabul edince, tuzağa düşürülmüş General kurtulur ve Hekim Başı'nın evlenmek üzere olduğunu öğrenince Saraya gidip Hekim başı ile konuşur ve bu evlilikten vazgeçip kendisiyle gelmesini ister. Evlenmeyi sırf onun hayatını kurtartmak için kabul ettiğini söyleyen Hekim Başı düğün gününe kadar panzehrini bulup, günlüğünü de okuyup evlilikten kurtulmak ister. Ama istediklerini alamaz ve düğün aniden başlar.
 
Düğün alanını basan General, Prensin ve tüm saray erkanının önünde Hekim başını dudaklarından öperek herkese 'o benim kadınım' der. Bu durumda tabi vatan haini sayılır ama savaşarak oradan çıkar. O an, dizinin en romantik sahnelerinden biri ve tek öpüşme sahnesidir. Kore dizilerinde çok fazla öpüşme ya da cinsel ağırlıklı sahneler yoktur. Onlar bunları daha mutaassıp olarak lanse ederler ve öpeceklerse bile bu öpücükler çok uzun beklemeden sonra, çok romantik anlarda gelir.
 
 
 
5 yıl önce Cennetin kapısında kaybettiği sevgilisini, aynı noktada günlerce beklediği seferlerden birinde Young'un, yaşadığı dünyaya geri dönen Yoo Eun Soo ile kavuşması...
 
 
 
Son sahne...
Bakış, gözler, gözyaşları...
O kadar çok şeyi anlatır ki bu sahne diziyi izleyenlere...
Dünyasından giden sevgilisinin mutlaka geri döneceğine tutunduğu büyük inançla bekleyen adamın gözleri...
Her zaman , 'Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi, mutlaka kafana koyduğunu yapacaksın' dediği ve çok güçlü olduğunu düşündüğü Hekim Başının kesinlikle geri döneceğini düşünerek 5 yıl bekleyen bir erkeğin, ayak seslerine dönüp baktığında geldiğine şaşırmadığını, onu bekliyor olduğunu minnettarlıkla gösterdiği gözleri  ...
 
Yoo Eun Soo'nun ise; sevgilisini ebediyete dek kaybetme korkusuna, ölmesi ihtimalini aklından çıkararak, O'nun yaşadığı inancının kuvvetiyle zamandaki yolculuğunun doğru yıla denk gelmesinin, hiç bir şey için geç kalmamış olmasının mutluluğunun gözyaşlarına dönüştüğü ifade...
 
İlk tanıştıklarından, birbirlerine aşık olmaya başladıkları, sevgilerini birbirlerine itiraf edip, ayrılmayacaklarına ve bekleyeceklerine dair sözler verdikleri en romantik anlarında bile sevgilerini zarif hareketlerle göstermeleri, en büyük yakınlıklarının kucak dolusu bir sarılma, ya da başını omzuna koyarak masum hareketlerle ifade etmeleri ve tüm duygularını birbirlerinin gözlerinin içine bakarak tutkularını hissettirdikleri bu iki aşık, ölümden beter ayrı zamanlarda yaşama ve asla kavuşamama tehlikesinden döndükleri halde, sadece bakışları ve gözleriyle tüm kalplerini ortaya döküyorlar...
 
Çok sevdim bu diziyi,  bu bakışları, bu aşıkları ve bu aşkı...
 
 
 
 

OST:
Part 1 - 21.08.2012
1. Devam ettirmek - Ali

Part 2 - 03.09.2012
1.Yavaş adımlarla - Shin Yong Jae (4men)

Part 3 - 11.09.2012
1. Kötü İnsan - Jang Hye Jin & MC Sniper
2. İnanç (Seri Ver.)
3. Ben Woodalchi
4. Gülümse
5. Keder
6. Çiçek Bahçesi
7. Hareket et ve koş
8. Tehlikeli zaman

Part 4 - 17.09.2012
1.Bir gözyaşı- Younha

Part 5 - 24.09.2012
1. Seni görüyorum - Sung Hoon (Brown Eyed Soul)
2. İnanç
3. Kızıl Ay kılıcı
4. Yer hikayesi
5. Saldırı noktası
6. Prensesin Ayı
7. Askerin gözyaşları
8. Adalet

Part 6 - 08.10.2012
1. Rüzgar şarkısı - Young Jun (Brown Eyed Soul)
2. Ben Woodalchi - Oh Jun Sung
3.
Hareket et ve koş
4. Sonsuza dek(Carry On Pf Versiyon)
5. Hile
6. Gölge adam
7. Ay ışığında dans
8. Yangın savaşı

Part 7 - 15.10.2012
1.Aşk 사랑아 - Rumble Fish (럼블 피쉬)
 
 

6 Aralık 2012 Perşembe

NEŞTER MÜZİĞİ

 

Kristen Kroiter. Lise öğrencisi. Altı ay kadar önce, bir trafik kazasında ağır yaralanmış ve acil serviste hayata geri dönmüştü. Ancak kimsenin beklemediği bir anda, intihar etti.
Dr. Ted Cogan. Kırk üç yaşında, acil serviste çalışan uzman hekim. Başarılı, bekâr; itiraf ettiği gibi, bir "kadın avcısı"... Kristen Kroiter'e ilk müdahaleyi yaparak hayatını kurtarmıştı; şimdi onu intihara sürüklemekle suçlanıyor. Tüm suçlamaları reddediyor.
 
Dedektif Madden. Soruşturmayı yürüten, NY Polis Departmanı'ndaki en tecrübeli polislerinden. Görgü tanıklarının yanı sıra, elinde Dr. Cogan aleyhine çok kuvvetli bir delil var: Kristen Kroiter'in ardında bıraktığı günlüğü... Son sayfasında, Doktor'un onunla zorla cinsel ilişki kurduğu yazıyor.
Kristen Kroiter on altı yaşında ve bakireydi...
 
Neşter Müziği... Doktor ve hastası, suçlayan ve suçlanan, av ve avcı gibi ikililerin birbirleriyle amansız bir mücadele verdikleri, soğuk hastane koridorlarından çığırından çıkmış gençlik partilerine uzanan, nefes kesici temposu ve şok edici sonuyla akıllara durgunluk veren bir gerilim romanı...
 
"Gerilim dolu bir kedi-fare oyunu; hem de en esaslısından. Sinematografik, inandırıcı... Son sayfasına kadar başımı kaldıramadım." -R.J. Ellory-
 
"Carnoy'un romanı sürükleyici, gerilim dolu, bütünüyle inandırıcı ve inanılmayacak kadar iyi." Harlan Coben

Yorumum:
Neşter Müziği'ni okumak, klasik bir Amerikan filmi izlemek gibiydi, tabi pek de iddialı olmayan yapımlardan birini.

Trafik kazası geçirip acil serviste hayatını kurtaran doktora aşık olan bir genç kızın, en yakın arkadaşının da o doktora aşık olmasıyla aralarındaki kız kıza mücadelenin izlerinin gözlendiği kısa bir serüven.

42 yaşında, çapkın bir bekar olan doktorun, aylar önce hayatını kurtardığı genç kızın intihar etmesiyle yargılama sürecinin başlamasına, ölen genç kızın günlüğünde doktor ile cinsel ilişki kurduğunu yazması neden olur.

Olayı araştırmaya başlayan dedektif, çocukluğunda bir doktor tarafından tecavüze uğradığı için, genç kızın intiharına neden olduğu tahmin edilen doktora karşı oldukça önyargılıdır ve onun suçunu ispat etmek için uğraşır. Yalnız doktor sonuna kadar genç kız ile ilişkiye girmediği konusunda ısrar eder ve tüm suçlamaları reddeder.

Dolayısıyla doktor Cogan, kendi başına bir araştırmaya girer ve cinsel ilişkiye girdiğini yazan genç kızın bunu başka bir erkekle yaptığını düşünerek, hastaneye başvurmuş olabileceği düşüncesiyle kızın cinsel yolla bulaşan bir hastalığa maruz kaldığını keşfederek, okulda katıldığı son partide genç kızın görüştüğü herkesi incelemeye başlar.

Olayı çözen sonunda dedektif değil, tahmin edildiği gibi zeki doktor olur. Genç kızın katıldığı partide aşırı alkol alıp kendinden geçtiği bir zamanda arkadaşları tarafından tecavüze uğradığı kesinleşmiş doktor aklanmıştır.

Ancak ortada hala büyük bir soru işareti vardır. Genç kız Kristen Kroiter'ın günlüğüne yazmış olduğu ve gerçek olduğu detaylı anlatımından belli olan, ilişki kurduğu erkek kimdir? İşte kitabın sonunda şaşırtan bu gerçeği de; yine suçlamaların yöneltildiği doktor Cogan  ortaya çıkaracaktır.




 

28 Kasım 2012 Çarşamba

Okuryatar'dan Hediye Kitabım

 
                                                                                                                              28 Kasım 2012
 
 
 
Bir köşesinden ekibine dahil olmaktan mutluluk duyduğum Okuryatar'ın düzenlediği Macera Çekilişine yorum bırakmıştım.
 
Kazanan üç şanslı okuyucudan biri de ben oldum ve Günışığı Kitaplığı'nın Türk okuruyla buluşturduğu Christine Nöstlinger'in Andersen Ödüllü kitabı 'Kağıt Uçakla Gizli Gizli Macera'ya sahip oldum...
 
Çekilişi düzenleyen Editörümüz Gaye Hanım'a ve En güzel çocuk kitaplarını minik okuyucula buluşturan Günışığı Kitaplığına çok teşekkür ederim.
 
                                                                                                                                           Sevgiler,
 
                                                                                                                                         Fatma Ölmez
 
 

27 Kasım 2012 Salı

Prag Mezarlığı / Umberto ECO



 
 
 
 
Kitabın orjinali.
 
Dünya çapında ses getiren kitapların, Türkiye baskısına verilen kapak resmini ya da ismi genelde beğenmem. Prag Mezarlığında da orjinal baskının kapak resmini daha çok beğendim. Kitabın duygusunu sokaktaki karanlıktan sisli ışığa uzanan taş parkeli yolda daha iyi hissettirdiğini düşünüyorum..


19. yüzyılda Paris: Komün Günleri; hançer darbeleri; absent dumanları arasında hazırlanan cinayetler; kanalizasyonda yatan cesetler; patlamalar; isyanlar; takma sakallar; sahte noterler; düzmece vasiyetler; satanist örgütler; kara ayinler; cinsellikle pek fazla ilgilenmeyen, hastalarının rüyalarına burnunu sokmamaya kararlı bir Doktor Froïde Torino, Palermo, Paris şehirlerinde dolaşan histerik bir satanist; iki kez ölen bir rahip; masonlara karşı entrikalar kuran Cizvitler; rahipleri kendi bağırsaklarıyla boğan masonlar; çarpık bacaklı raşitik bir Garibaldi; bir sahte belgenin Siyon Bilgelerinin Protokollerine dönüşmesi...

Umberto Eco, 2010 yılında İtalya'da yayımlanır yayımlanmaz çoksatarlar arasına giren romanı Prag Mezarlığı'nda, çok renkli, çok katmanlı, çok kişilikli bir dünya sunuyor bize. Hitler'in Yahudi soykırımının gerekçesini oluşturduğu iddia edilen Siyon Bilgelerinin Protokolleri'nin ortaya çıkışını ele alıyor bu eserde. Dönemin popüler macera romanlarından gazete yazılarına kadar çok sayıda kaynağın bir araya gelmesiyle oluşan protokollerin tarihçesini, o dönemin tefrika romanlarına uygun bir tarzda ve tabii ki her zamanki gibi engin tarih, edebiyat ve popüler kültür bilgisini konuşturarak romanlaştırıyor. Üstelik dönemin kaynaklarından seçilmiş uygun resimlerle. Okurları tam bir karnaval bekliyor!

Yorumum :

Eco'nun yeni bir kitap yazması ve bu kitabın yayınlandığı ilk günden itibaren Vatikan ile Roma Hahamından tepkiler alıp Dünyanın her yerindeki Yahudilerin eleştiri oklarına hedef olması, merakımı büsbütün artırarak Prag Mezarlığı'nı okumaya yöneltti beni...

19. Yüzyıldaki Dünyaya, İtalya'ya, Paris'e, savaşlara, komün günlerine  yer veren kitap esas olarak Gizli Siyon Belgelerini ortaya koyarak antisemitizm eksenli bir hikaye kuruyor. Umberto Eco her nekadar bunun tarih kitabı değil,  bir roman olduğunu vurgulasa da,  daha önce üzerine hiç okumamış olduğum konuları içeren bu değerli kitap benim için,  tarihin güçlü bir edebi dille anlatıldığı belgesel tadındaydı. Çünkü romandaki tek kurgu baş karakter Simone'nin kendisiydi.  Simonini dışında dedesiyle birlikte tüm kahramanlar gerçek hayatta var olmuş tarihi kişilikler ve romanda anlatılan tüm olayları yapmışlar.

Hitler'in yaptığı Yahudi Soykırımına dayanak oluşturduğu dünyaca bilinen Siyon Belgelerini okumak ırkçılığın nasıl da bilinçli kurgulanarak, koskoca Ülkelerin, Milletlerin; zeki ve düzenbaz bir kişi tarafından , tüm bir kitleye düşman haline getirilebildiğini gösterdi bana.

Cizvit Rahiplerden, günahkar Papazlara, Katolik din adamlarına kadar, Sanatist Örgütlerden, Çılgın dini ayinlere, masonlara, kılık değiştiren insanlara, sahte noterlere 19. Yüzyılın tüm karanlık işlerine, Paris'in arka sokaklarında dönen olaylara, parmak izi almanın henüz keşfedilmediği dönemde kolaylıkla işlenen cinayetlerin şehrin altını tamamen kaplayan kanalizasyon sokaklarına terk edişiline kadar birbirinden ilginç öykülere yer veriyor Umberto Eco..

İtalya'da yaşamayıp İtalya Tarihine dair pek bilgi sahibi olmadığım için; önce Torino, Palermo'da başlayarak İtalya İç Savaşlarına genişçe yer verilen kitabın başlarında sıkılmamı İtalyanca bu denli ağır bir kitabı Türkçe'ye çevirirken hiç dipnot kullanmamış çevirmene bağlıyorum...

Prag Mezarlığı, olayların Prag'da geçmemiş olmasına rağmen, Simone Simonini'nin Prag Mezarlıklarının görünümünden etkilenerek kurguladığı; Fransız, ardından da Avrupa Gizli servislerine sattığı Yahudi bir Hahamın ağzından yazılmış dünyaya egemen olacakalarının iddia edildiği 'Prag Mezarlığı Protokolleri' adındaki belgelerdir.

19. Yüzyıl'daki Fransız mutfağının kültürüne, Paris'in restoranlarına ve Fransız yemeklerinin  tariflerine oldukça geniş yer ayıran yazarın; çıktığı andan itibaren iki günde 230.000 satan romanının; ilgilenenlerce okunmasını; bir çırpıda okuyup bitirilen romanlar dışındaki kitapları vakit kaybı olarak gören kimi bestseller okuyucusunun Prag Mezarlığı'na hiç niyet etmemesini söylemek istiyorum..


Altı çizili Cümleler :

*Petit Pont Sokağı'nda üç kuruşa yemek yenen bir yer keşfetmiştim : Halles'deki kasapların çöpe attığı bozuk etler - yağlı kısımları yeşil, yağsız kısımları kararmış olanlar- şafakta toplanıyor, temizleniyor, üzerine bol tuz ve biber ekiliyor, sirkeye yatırılıyor, kırk sekiz saat avlunun dibinde esintiye karşı asılıyor, sonra da müşteriye sunmaya hazır hale geliyordu. Dizanteri garanti, fiyat yaklaşılabilirdi.

*Avluya açılan geniş bir salondan girilen Huchette Sokağındaki Noblot lokantasına takılabiliyordum. Buraya giderken ekmeğini yanında götürmen gerekiyordu. Patroniçe ve kızları Rozbif, peynir, marmelat gibi yiyecekleri hesaplıyor, yanında iki ceviz olan pişmiş armut dağıtıyorlardı. Kasanın arkadasından üzerinde soslu koyun, tavşan, sığır, bezelye püresi ya da mercimek pişen koca bir fırına varılıyordu.  Servis diye bir şey beklenmemeliydi :tabak çatal bulup aşçının önünde sıraya giriliyordu. Birbirlerine çarparak hareket eden konuklar tabaklarını sıkı sıkı tutup koca 'table d'hote'a oturuyorlardı. Et suyuna çorba iki, sığır eti dört paraydı, on kuruşa da dışarıdan ekmek alıyordum; böylece kırk kuruşa karnımı doyuruyordum.

* Ölçüsüzce Dünyaya egemen olma hırsı, Yahudilere ait olmayan bütün zenginliklere sahip olabilme konusunda doymak bilmez bir açgözlülük, Hristiyanlara ve İsa Peygamber'e karşı hınç, Talmud'un dediği gibi her Yahudi'nin serbestçe balık avlayabileceği açık bir göl olarak kabul edilecektir.



Okuryatardaki yazım...
 

23 Kasım 2012 Cuma

Kore'den Çayım geldiiii, Bende bir bayram havasııı :))

 
Çalıştığım Üniversitedeki bir Arkadaşım Çinli bir bayan ile evli. Aslında Çin'de değil Singapur'da yaşıyordu  eşi ve şimdi de sık sık oraya gidip geliyor. Oralarda da Kore ürünleri oldukça kullanımda. Dolayısıyla her gittiğinde Kore'den çaylar, cipsler, yiyecekler getiriyor. Bu sefer payıma çay düştü. Az sayıda da olsa kıymetli :)
 
Koreli Gelin tam bir Kdramakolik, dizi zevklerimiz onunla tamamen uyuyor, hep aynı dizileri izleyip ağlamışız :)

5 Kasım 2012 Pazartesi

You're Beautiful / Kore Dizisi


 
 


Adı: 미남이시네요 / Minami Shineyo
Bilinen Adları: You're Beautiful / He's Beautiful / You're Handsome
Tür: Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 16
Yayınlandığı Kanal: SBS
Yayın Tarihleri: 07.10.2009 - 26.11.2009
Yayınlandığı Günler: Çarşamba - Perşembe 21:55
 
Dizi oyuncularının Animeleri

 
Kore'nin en ünlü müzik gruplarından A.N.JELL
Zaten 3 popüler üyesi olan gruba, Go Mi Nam sesi çok beğeni aldığı için 4. kişi olarak katılır.
 
Jang Geun Suk / Hwang Tae Kyung
 
Çocukluğundan itibaren yalnız ve sevgisiz büyüyen Hwang Tae Kyung ANJELL grubunun lideridir. Popüleritesi en yüksek üyedir. Havalı, huysuz, inatçı, ters, titiz, gıcık mı gıcık bir tiptir.
 
Dizi başlar başlamaz bu çocuğu görünce saç modeline, göz makyajına, sık sık yaptığı dudak hareketine acayip gıcık olmuştum. Ama dizinin ilerleyen sahnelerinde Go Mi Nam ile aralarında bir iletişim oluşunca yüzünde nadir oluşan gülümsemesine bayıldım. Gözlerini kısarak kocaman güldüğünde 12 yaşında bir çocuk halini alan Hwang Tae Kyung, gülümseyişi ile kalbimi kazandı.



Park Shin Hye / Go Mi Nam -& Go Mi Nyu 
 
İkiz erkek kardeşiyle birlikte bir yetimhanede büyüyen Gemma Rahibe olma yolundadır. Ancak Anjell grubuna girecek olan erkek ikizi bir kaza geçirip de tedavi için yurtdışına gitmek zorunda kalınca ticari anlaşmaları bozulmasın diye, grubun menajeri tarafından saçları kestirilip erkek kılığına sokularak abisi yerine Anjell grubuna sokulur ve Gemma da birlikte yaşayan grup üyeleri ile aynı evde  yaşamaya başlar.

Jung Yong Hwa / Kang Shin Woo
 
Grubun en nazik, en ağırbaşlı insanı. Go Mi Nam'ım bir kız olduğunu daha ilk günden fark eder ve ona yakalanmaması için her zaman yardım eder, arkasında durur. Zaman içinde de Go Mi Nam'a aşık olur. Go Mi Nam bu aşkı kesinlikle fark etmez, çünkü kendisinin kız olduğunu bildiğinden haberi bile  yoktur.
Go Mi Nam'ın kız olduğu grupta ortaya çıktıktan sonra Shin Woo da aşkını ilan eder ancak ne kadar peşinde koşsa ve diller dökse de Go Mi Nam Shin Woo'nun aşkını reddeder..


 
Lee Hong Ki / Jeremy
 
 Müzik grubunun en neşeli, muzip, canlı, afacan, canayakın, sevimli, şirin mi  şirin üyesidir. Go Mi Nam'ın kız olduğunu ortaya çıktığı ana kadar fark etmez.  Fakat Go Mi Nam'ın iyi yürekli, sesiz, sevimli hallerinden o da etkilenir ve sürekli kendisini tokatlar, noluyor diye. Bazen de diğer üyelerle Go Mi Nam arasında duygusal bir ilişki olduğunu hissedip Gay'ler mi diye şüpheye düşer. Kız olduğu aralarında ortaya çıktıktan sonra o da Go Mi Nam'a artık daha yakın davranır . Go Mi Nam'ın Hwang Tae Kyung'a aşık olduğunu öğrendikten sonra da ağlarak aşkını içine gömüp yine eski seceven Jeremy olacağını söyler. O da sonuna kadar Go Mi Nam'ın destekçisi olur.
 
Çok sevimliydi Jeremy, dizide en sevdiğim karakter oydu. Herkesin etrafında olmasını isteyeceği neşeli, eğlenceli parti adamı...
 
                                                                                                                                                                                                   
 
Go Mi Nam'ın Go Mi Nyu Hali.. Erkek kılığından çıkıp kız olmak istediği ilk seferde ve sonraki bir kaç seferde bu peruğu takıp gezmişti.
 
 
Yoo Hee Yi
 
Kore'de Ulusal Peri olarak bilinen, ama bunu tamamen rol olarak yapan popüler bir oyuncu.Hwang Tae Kyung'un şeytan peri diye adlandırdığı dizinin kötüsü. Hwang Tae Kyung'a aşık olduğu için her zaman Go Mi Nam'ın karşısına çıkar ve onu hep yanlış yönlendirir. Go Mi Nam da her ne hikmetse vur ensesine ekmeğini al her şeye tamam der ve gıkını çıkarmaz Yoo Hee Yi'nin tehditleri karşısında. Bu cadı kız olmasa belki de çok daha önce Hwang Tae Kyung ve Go Mi Nam birleşeceklerdi..
 
Kız cadılığının dışında stil sahibi ve Koreli erkeklerin aşık olup peşinde koşturacak kadar güzeldir..
Go Mi Nam erkek kılığında gezdiği müddetçe onun üstüne başına, ayakkabılarına, makyaj malzemelerine iç geçirir.. Yoo Hee Yi de onun kıskandırmak ve üzmek için elinden geleni yapar.
 
 
 
 
 
Kang Shin Woo dizi boyunca Go Mi Nam'ın kafasını bu şekilde okşar, her daim destek olur, aşkını ona farklı hikayelerle başka kişiler üzerinden anlatır ama Go Mi Nam bir türlü anlamaz. Bu anlamamasına, saftirikliğine rağmen gözbebeğidir, herkes ona aşıktır erkek halinde gezmesine rağmen..
Bu kore erkeklerinde saf, azıcık aptal, masum kızlara karşı acayip bi sempati var, nedir bu anlamadım. Her yerde saf bir kız ve peşinde koşan bir sürü erkek oluyor. Go mi Nam dizide kız halindeyken de fazla güzel değildi oysaki gerçek hayattaki fotoğraflarında Park Shin Hye çook güzel, sunuculuk yaptığı gecelerde filan şahane bir kadın oluyor.
 

 
Hwang Tae Kyung Go Mi Nam'a verdiği şarkının klibinde oynarken.
 
Go Mi Nam yeni yeni içindeki duygu patlamalarının aşk olduğunu fark eder. Ama o kadar saftır ki ne yapacağını bilemez, menejarin kendisine öğrettiği gibi  Hwang Tae Kyung'u gördüğünde burnunu parmağıya iter ve bunu gören Hwang Tae Kyung da ona domuz tavşan ismini takar.

 
Her daim suratsız olan Hwang Tae Kyung'un büyük bir üzüntüsü vardır: Annesi. Çocukken bir adam için kendisini terk etmiştir ve hiç sevgi göstermemiştir. Annesinin aşık olduğu adam da Go Mi Nam'ın babasıdır. Bir ara akıllara acaba Hwang Tae Kyung ile Go Mi Nam kardeş mi sorusu gelse de, Annesi  Mo Haw Ran öyle bir şey olmadığını sevgilisinin ikiz çocuklarını sevdiği zamanları anlatarak ifade eder.

Hwang Tae Kyung da Go Mi Nam'dan hoşlandığını fark eder. Onu Shin Woo'dan kıskanır ama kıskandıkça da ters davranamaya devam eder. Bazense duygu patlamalarına engel olamayarak yakınlaşır ve öper..

 
Annesini herkesten gizleyen Hwang Tae Kyung, Go Mi Nam'ın Annesi Mo Haw Ran'ı bilmesine rağmen kendinden saklamasına kızar. Annesinin yanına babası ve kendi annesi hakkındaki gerçekleri öğrenmeye giden Go Mi Nam'ı görünce onun kendisine karşı dürüst olmadığını sanıp annesiyle yakınlaştığını düşünerek kızar ve hayatından çıkmasını söyler. Bundan sonraki günlerde her ikisi de acı çeker ama ikisi de biribirine adım atmaz. Gerçek Go Mi Nam'ın yurtdışından dönüşüyle, yerine geçen kız kardeşi Go Mi Nyu ortalıktan kaybolur ve herkes onu arasa da kimse, takii bir gün ortaya çıkıp da kısa süreliğine yine erkek kardeşinin yerine geçene kadar.
 
O gün Go Mi Nam aşkını içine gömüp Afrika'ya gideceğini anlatır ama Hwang Tae Kyung 'madem gitmeye karar verdin, o zaman ben sana engel olamam ' diyerek Go Mi Nam'ın gitmesine izin verir. Tabii çok pişman olur ve Go Mi Nam'ı bulup gitmesine engel olmaya çalışır.

 
Mutlu son. Kötü son ile biten dizilerden nefret ederim. Bu dizi de mutlu son ile biterek beni memnun etti. Ama bir çok Kore dizisinde olduğu gibi Final bölümü yine vasattı, yetersizdi. Son 10 dakikaya kadar hala Hwang Tae Kyung ne yapacağına karar veremediği için çok çarpıcı bir final sahnesi göremesek de; konserdeki ilk şarkıyı sevgilisine hitaben söyleyip ardından aşkını ilan etmesi ve sahneden inip hayran kalabalığının arasından geçip Go Mi Nyu'ya sarılması oldukça romantikti. Fakat orada bitmeliydi. Sonraki balkon sahnesi çok manasızdı. Koreliler çoğu dizide illa bekletirler sevgililerini, BOF'ta da hemen kavuşamamışlardı. Burada da kız Rahibe arkadaşına yardım etmeye gideceğim diye tutturup Afrika yollarına düşüyor. Tabii dönüşte yıldızıyla kavuşacağı kesin olduğu için mutlu ve neşeli bir ayrılış oluyor...
 
 
You’re Beautiful OST11. Hala (As Ever) – Lee Hong Ki
2. Gökyüzünden Aşağı – Oh Won Bin, Miss $
3. Demeden – 9th STREET
4. Güzel Bir Gün – Park Shin Hye
5. Söz (Promise)- Lee Hong Ki feat. Jung Yong Hwa
6. Kalbimim Çağrısı – Kim Dong Wook
7. Demeden – Park Shin Hye
8. Hala (As Ever) – A.N.JELL
9. Söz (Promise)- A.N.JELL
10. Demeden (Ver. Piyano)
11. Hala (Ver. Bossa)

You’re Beautiful OST2
1. Çünkü Aptalım - Park Sang Woo
2. Demeden - Jang Keun Suk
3. Ne Yapmalıyım - Park Da Ye
4. Hoşçakal - Jang Keun Suk
5. Güzel Bir Gün (Acoustic Ver.) - Park Shin Hye
6. Ne Yapmalıyım (Inst.)
7. Hoşçakal (Inst.)
8. Çünkü Aptalım l (Inst.)

Kısaca, You're Beautiful'u sevdim. Çoğu Kore dizisinde olduğu gibi ilk başta konu saçma, oyuncular yapmacık gibi gelse de karakterleri sevdikçe tüm düşüncülerim olumluya döndü. Keşke bir kaç bölüm daha olsaydı da izleseydim keyifle diye düşündüm.

Playfull Kiss gibi özel bölüm, mektup filan hiç bir şey yok mu ya bu dizide acaba? Olsa da izlesek...


 
 

 

4 Kasım 2012 Pazar

Sultanı Öldürmek / Ahmet ÜMİT



Yıllardır aynı kadını bekleyen bir adam.Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin.Şahane bir aşk için harcanmış bir hayat.Ve hayatını Osmanlı tarihine adamış hırslı bir kadın... Başarılarla dolu bir kariyer... Sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü... Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri "Ulu Hakan"ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?

"...Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye'yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu'nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed'in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han'ın cansız bedeni..."(Arka Kapaktan alıntıdır.)
 
Yorumum:

Ahmet Ümit'in son başyapıtı Sultan'ı Öldürmek'i tüm Ahmet Ümit okurları gibi ben de gözüm yolda bekledim ve bir çırpıda okudum hem Tarih kokan, hem aşkı, hem özlemi, hem yalnızlığı anlatan bu polisiye romanı..

Gençlik aşkına sıkı sıkıya tutunmuş, kendisini terk etmesinin üzerinden 21 yıl geçmiş olmasına rağmen, hayatını o aşkın ekseni etrafında döndüren bir Tarih Profesörü, Serhazin Ailesinin son temsilcisi Müştak Serhazin'in hikayesi bu roman...

"Şahane bir aşk, çoğu zaman harcanmış bir hayat demektir."  diyen ve hayatını Osmanlı tarihine adayıp kariyeri için Amerika'ya giderken kendisini iki satırlık mektupla terk eden sevgilisini unutamamış olmasına hayıflanan Müştak Hoca'nın hikayesi...

Kitap, eski sevgilisinin Türkiye'ye döndüğünde kendisini araması üzerine evine gittiğinde; Nüzhet'i boğazında hançerle ölü bulan Müştak'ın psikojenik füg hastalığı neticesinde, bilinci yerinde olmadan hareket edip sonradan yaptıklarının hiç birini hatırlamamasına istinaden, Nüzhet'in başkasıyla evlenmesi üzerine O'nu boğazından hançerleyerek öldürmeyi sık sık düşündüğü sevgilisini tam hayallerindeki gibi bulduğu için; Nüzhet'i kendisinin öldürdüğünü sanıp etraftaki izleri karartmasıyla ve Ahmet Ümit'in şu cümleleriyle başlar:

"Biri sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi, bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?"
 
Kitap, olayın Aşk cinayeti mi, yoksa Nüzhet'in son akademik çalışması Osmanlı Padişahlarında baba katilliği konusunu hazmedemeyen tutkulu Osmanlı sevenlerin entrikası mı? sorusuna cevap arayan  polise yardımcı olmaya çalışan Müştak'ın,  zihninde etraftaki insanları, akademik dostları ve öğrenciler arasında olduğunu düşündüğü katili aramasıyla, çoğu zaman da kendisinin öldürmüş olduğuna inanmasıyla devam eder...
 
Müştak Serhazin'in başından geçen dört günlük bu tuhaf  serüven süresince Ahmet Ümit ile birlikte İstanbul kıyılarında fetih gezisine çıkmışcasına canlı, İstanbul'un fethini yaşıyormuş gibi detaylı ve heyecanlı bir şekilde olayların içine girip Konstantiniyye'yi zapt eden Ulu Hakan Fatih Sultan Mehmet'i daha yakından tanıdım. Bununla birlikte İstanbul'un fethedilmesi dönemini bir de diğer tarafın gözünden gördüm. Şehirlerinin düştüğüne tanık olan Konstantinapolisliler'in yüzyıllarca süregelmiş inanışlarını üzerine Çemberlitaş Sütununa koşup, gökten bir meleğin inip büyülü bir kılıç uzatarak onların kurtuluşunu sağlayacağını zannetmeleri, ama hiç bir şeyin olmadığını, Ayasofya'ya yeniçerilerin girdiğini gören ve şehirlerinin Osmanlı tarafından ellerinden alınmasını yaşayan halkın duygularını da hissettim...

Sultanı Öldürmek, tür olarak polisiye adıyla anılsa da Ahmet Ümit'in unutulmaz klasikleri, Beyoğlu Rapsodisi ya da İstanbul Hatırası gibi değil.  Polisiyeden daha çok bir Aşk ve Tarih Romanı tadında.. En çok vurgulanan öğe de; çocukluğunu babasının güçlü karakteri altında ezilerek; annesi, teyzesi ve büyükannesiyle büyümüş bir erkek çocuğunun içe dönük ruh halinin, akademik hayatta başarılı olmasına rağmen dışa dönemeyen karakterine etkileriydi.

Altıni Çizdiğim Cümleler :

 "Beni sevenlerimden koruyun, düşmanlarımla nasıl olsa başederim."

"...şehri savunanlara acıma zayıflığı gösterdiğim için kendimden utanarak sonunu getirmeden kapatmıştım kitabın kapağını. Ama kitabın kapağını kapatmak, başlarına geleceklerin korkusuyla titreyen insanların acı dolu çığlıklarını, yalvarışlarını, yakarışlarını silememişti kulaklarımdan."

"Elbette çoğunun adını bile bilmiyordu genç hükümdar, ama çok iyi bildiği bir hakikat vardı; kendi hayatı ve devletin kaderi bu tanımadığı askerlerin ellerindeydi. Bir buçuk asır önce Söğüt'te doğan umut, büyüyerek yerküreyi kaplaaycak mıydı, yoksa kaynağı cılız ırmaklar gibi bu Ortaçağ Kalesinin görkemli surlarının önünde kuruyup gidecek miydi?"

"Aysız gecenin altında karnalık bir heyula gibi yıkılıp üzerine gelen Konstanniyye'ye baktı Mehmed. 'Ey bütün dünyanın arzuladığı şehir, ya ben seni alacağım, ya da sen beni' diye mırıldandı."

"Nefret bazen işe yarar. İnsanı zinde tutar, ayaklarının üzerinde durmasını sağlar, hayata karşı dayanıklı hale getirir."



 
 
 

Kitabın tanıtım filmini izlemekten çok haz aldığım için tüm okurseverlerle paylaşamak istiyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=GWodHgeUwx4&feature=player_embedded
 


Ahmet Ümit'in sesinden; Tarih Hocası Müştak Serhazin'in rüyasında Fatih Sultan Mehmet ile konuştuğu sahne.... 
 
 
 

2 Kasım 2012 Cuma

Mutlu Haftasonları


Gümüşçay / Biga
 
 
'Düşmanların mı var? Ne hoş. Bu hayatta bazı konularda karakterli bir duruş sergilemişsin demektir.' Churcill
 
Ne doğru bir söz. Altına imza atmak isteyenler el kaldırsın...
 
Düşmana, kötü göze, çirkin kalplere inat yaşamaya, sevmeye ve sevilmeye devam...



21 Ekim 2012 Pazar

Uyuyana Kadar / S.J. Watson



 

Anıların sana kim olduğunu söyler.

Ya her akşam uyuduğunda anıların kayboluyorsa?

Adını, kimliğini, geçmişini, hatta sevdiğin insanları, hepsini
bir gecede unutuyorsan,

Ve güvendiğin tek insan sana gerçeğin tamamını anlatmıyorsa...

Christine’in hayatına hoş geldin…


Kesinlikle şimdiye dek okuduğum en iyi ilk roman. Tess Gerritsen

Uyuyana Kadar müthiş, sarsıcı bir roman. İnsanı derin, karanlık ve rahatsız edici sulara çekiyor. Bir yandan kimlik ve belleğin anlamı üzerine karmaşık sorulara değinirken, bir yandan da eğlendiriyor.
Los Angeles Times

Yazar Hakkında
S.J. Watson Midlands’de doğdu. Birkaç yıl NHS’de (Ulusal Sağlık Hizmeti) çalıştı. Londra’da yaşıyor. 2009’da Faber Akademisi’nde katıldığı “Roman Yazma” kursunun ürünü Uyuyana Kadar oldu. Kitabın hakları 42 ülkeye satıldı, tüm dünyada 1.000.000’dan fazla satışa ulaştı. Galaxy Ulusal Kitap Ödülleri’nde en iyi polisiye-gerilim kitabı ödülünü ve İngiliz Polisiye Yazarları Derneği (CWA) John Creasey Hançer Ödülü’nü kazandı. (Arka Kapak Tanıtımından)

Yorumum:

Sabah gözlerinizi açtığınızda tamamen yabancı bir odada, hiç tanımadığınız bir erkekle aynı yatakta yattığınızı görseniz. Korku içinde çıktığınız odadan banyoya koştuğunuzda aynadaki yansımanızda kendinizi sandığınızdan 20 yıl yaşlı görüp tanıyamasanız. Bedeniniz size yabancı gelse.. Yüzünü asla anımsamadığınız bir adam size 50 yaşında olduğunuzu, birbirinize aşık ve yıllardır evli olduğunuzu söylemesine rağmen bunların hiçbirini bilmediğinizi düşünseniz.. Banyo aynasına ispat niteliğinde yapıştırılmış yıllar öncesine ait fotoğraflar olmasına rağmen siz o fotoğrafların hiçbirini çektirmiş olduğunuzu anımsayamasanız.. Çığlıklar boğazınıza kadar gelip beyninizi allak bullak eden durum karşısında bomboş bir zihin ile çaresizliğin ızdırabını yaşasanız..Ne yapardınız?

Christine bunu her gün yaşıyor.. 20 yıldır kim olduğu ve nerede olduğuna dair hiçbir şey bilmediği bir güne başlıyor. Sonra eşi tarafından günü kurtaracak detaylarla yaşamını her gün, bir günlük bilgilerle devam ettiriyor. Ve her gün, öğrendiklerini gece uykuya dalınca unutuyor. Uyuduğunda tüm bildiklerini saklayacak olan belleğine rağmen kendine, hayatına dair sorular soruyor. Bildiği her şeyi sadece uyuyana kadar hafızasında tutacağını bile bile..

Hafızası anılarını derinlere saklamış bir Amnezi hastası olan Christine'in zihninde zaman zaman şimşek gibi çakan görüntüler belirdikçe, geçmişe dair anlar aklına düştükçe, bazı isimler kendiliğinden diline geldikçe, bunlara dair eşine sorduğu sorular, aklında canlanan görüntülerle örtüşmedikçe bir yerlerde bir yalan olduğunu hissedip ertesi gün bu şüphesini bile unutuyor. Ta ki, ona yardım etmek isteyen bir doktor ile karşılaşıp, her gün öğrendiklerini, kocasının kendine anlattıklarını, kendi hatırladıklarını yazdığı bir günlük tutuncaya kadar..
 
Her gün, anlatılan yalanları, öğrendiği gerçekleri, hatırladığı doğruları uyumadan önce günlüğüne yazarak, ertesi gün kocasına güvenmemesi gerektiği gerçeğiyle yeni gerçekler bulmaya çalışan, hem zihniyle, hem kendiyle mücadele eden Christine, bu hale nasıl geldiğini, kim olduğunu, kendi gerçeklerini günlük hafızasıyla bulabilecek mi?
 
Bu soruların cevapları soluk soluğa okuduğum, Christine'nin gerçeğini öğrenmeden elimden bırakamadığım, S.J. Watson'un ilk romanı Uyuyana Kadar'da...



Okuryatar'daki yazım


15 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Tutam Lezzet'ten gelen Ödülümm



Sevgili arkadaşım Tanem blogunda beni ödüllendirdiğini ilan etmiş. Kendisine çok teşekkür ediyor; beni ve blogumu ödüle layık gördüğü için çok sevindiğimi söylemek istiyorum...

oxox
Fatma

11 Ekim 2012 Perşembe

Ye, Dua Et, Evlen / Elizabeth GILBERT



Evliliğe küsmüş bir kadın ve bir erkeğin evliliğe giden yolda sıcak ve duygusal aşk hikâyesi
Tüm dünyada bestseller olan Ye, Dua Et, Sev kitabının sonunda Elizabeth Gilbert gönlünü, Brezilya'da doğmuş ama Avustralya vatandaşlığına sahip, tanıştıklarında Endonezya'da yaşamakta olan Felipe'ye kaptırmıştı. Sonsuz bir sadakatle birbirine bağlı bu çift, kötü sonuçlanan birer boşanmanın kurbanları olduğundan şartlar ne olursa olsun bir daha evlenmemek için yemin etmiştir. Ama kader ağlarını örer ve Amerika'ya giriş yaptıkları bir anda Felipe'nin sınır dışı edilmesi planlarını altüst eder. Gilbert, ya evlenip Felipe'yi Amerika'ya getirecek ya da onu sonsuza kadar kaybedecektir.

Söz konusu evlilik olduğunda sadakat, uyumluluk, gelenek, sosyal beklentiler, eşleri bekleyen sorumluluklar ve en önemlisi boşanma riski göz ardı edilmemelidir. Gilbert'ın yazmış olduğu bu eser, aşkın tüm karmaşıklığına ve sonuçlarına rağmen yaşanması gerektiğinin en güzel örneğidir.

Zekice ve mütevazı, eğlenceli, sıcak ve cömert. İşte Ye, Dua Et, Evlen'in arkasındaki ses. Gilbert'in kitaplarının sonunda onu dostunuz gibi kabul ediyorsunuz. Yeniden Gilbert'la olmak bir zevk.
-San Francisco Chronicle (Arka kapaktan alıntıdır.)

Yorumum:

Ye, Dua Et, Sev'in devamı niteliğinde yazılan Ye, Dua Et, Evlen; Benjamin Disraeli tarafından, 1870'de Kraliçe Victoria'nın kızı Louise'in nişanını kutlamak için gönderilen bir mektuptan alıntılanan 'Evlilik büyük bir risk olsa da, yaşanacak mutluluğa değer.' cümlesiyle başlıyor.. Beni de bu noktada içine çekiyor...

Evliliğe küsmüş Elizabeth İtalya'da başlayıp, Hindistan, ardından Endonezya'ya giderek bir yılını geçirdiği gezisinin son döneminde Endonezya'da yaşayan Brezilyalı Felipe'ye aşık olur. Birlikte Amerika'ya, Elizabeth'in evinde yaşamaya giderler. Ancak Felipe'in işi nedeniyle yıllar içerisinde ve son zamanlarda Amerika'ya çok sık giriş çıkış yapması üzerine Amerikan  Hükümeti tarafından şüpheli bulunan Felipe tutuklanır, ardından sınır dışı edilir.. Mutlu çiftin Amerika'ya yerleşip hayal ettikleri yaşama ulaşmaları için devlet tarafından sunulan tek bir seçenek vardır: Evlenmeleri...

Evlilik ikisinin de başından geçip çok kötü anılarla hayatlarında yer ettiği için ilişkilerinin başında evlenmemeye birbirlerine söz verdikleri halde;  evlilik girdabına hükümet zoruyla da olsa girerler.. Ülkeler arasındaki demokratik işlemlerin sonuçlanmasını Asya'nın ucuz ülkelerinde beklerken birbirlerine duydukları sevgiden, sımsıkı bağdan emin olurken, evlilik hakkındaki şüpheleri devam eder..

Elizabeth, gittiği tüm ülkelerde, en ücra köylere, kabilelere kadar girip evli kadınlarla, evliliğe dair röportajlar yapar. Tüm toplumların evlilik anlayışı üzerine bir araştırmaya girişir. İnternetten, kitaplardan evliliğe dair yapılan tüm araştırmalardan kendine bir takım sonuçlar çıkarmaya çalışır. Dünya ve Amerika tarihinde evliliğe bakış açısındaki değişimi kendisi ve ailesi üzerinden sorgular. Düşünür düşünür düşünür...

Evlenmiş olan ve evlenmek üzere olan tüm okurlara tavsiye edebileceğim araştırma niteliğindeki bu romana dair düşüncelerimi, kitapta en çok beğendiğim ve  kendime düstur edindiğim şu cümleyle noktalamak istiyorum :

'Bir evliliğin mutluluğunu, partnerlerin dillerinde taşıdıkları, yıllar boyunca kızgın kelimeleri yutarak kazanılmış yaraların sayısıyla ölçebilirsiniz...'


Bir boşanma talihsizlikti, ama ikincisi ihmalkarlık olurdu.' Oscar Wilde

-...Bu ölçekte bir faica yaşandığında bulaşık makinesini kimin boşaltacağıyla ilgili tartışmalar anlamsız kaldığından, insanın içi eski kızgınlıkları gömme ve belki de yeni bir hayat yaratmanın doğal ve tutkulu özlemiyle dolmaktadır.

- Birine delicesine aşık olduğunuzda o kişiye bakmıyorsunuzdur; tamamlanmış olma hayalinizle zehirlenmiş olarak tamamen yabancı bir kişiye aktardığınız kendi yansımanıza hapsolmuşsunuzdur.

-Birini gerçekten arzulamak, sanki cerrahi bir iğneyle mutluluğunuzun o kişinin dersine dikilmesi gibidir..

Okuryatar'daki yazım...