7 Haziran 2012 Perşembe

Başka Dilde Aşk / Film


Yapım: 2009 Türkiye
Tür : Aile, Romantik, Dram
Süre: 97 dk
Oyuncular : Mert Fırat, Saadet Işıl Aksoy, Lale Mansur, Emre Karayel
Yönetmen : İlksen Başarır



Çağrı merkezinde çalışan genç kız Zeynep'in, ofisteki müdürüyle biten ilişkisinin ardından ortak bir arkadaşlarının verdiği partide tanıştığı Onur'dan hoşlanmasıyla Aşk ilişkileri başlar.

Onur'un sağır ve dilsiz olduğunu öğrendikten sonra Zeynep'in Ondan uzaklaşmak yerine ona yardımcı olmaya çalışması, O'nu anlamaya ve O'na destek olmaya çalışması, dilsizlerin dilini bile öğrenerek Onur için fedakalarlıklar yapması, biribirleriyle iyi vakit geçirip, eğlenip mutlu oldukları güzel günleri yansıtıyor film.

Onur'un sağır olmasından ötürü bir takım olayları duymayışı nedeniyle olmadık yerlerde aşırı sinirlenip, etrafa saldırması sonucu başlarına gelen olumsuz bir olay nedeniyle ayrılma noktalarına gelmiş olmalarına rağmen, ikisi de güçlü duygularına karşı koyamayıp yeniden bir araya geliyorlar..

Aşkın; emek vermek olduğunu, birisini gerçekten seviyorsan eğer, eksikleriyle, kusurlarıyla kabullenerek sevmek olduğunun çok güzel bir örneği bu film.

Konusunun, aşkı farklı bir açıdan yansıtmasının yanısıra, 8 dalda ödül almış bu filmin karakterlerinin oyucunlukları gerçekten muhteşemdi. Özellikle Mert Fırat, sağır ve dilsiz bir adamı öylesine başarıyla oynamış ki, konuşamayan ve duyamayan bir adamın nasıl hissettiğini, üzüntüsünü, öfkesini, isyanını çok net bir şekilde hissettiriyor.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Bir Avuç Deniz / Film


Yapım : 2011 Türkiye
Tür  : Romantik, Dram
Süre : 117 dk
Oyuncular: Engin Altan Düzyatan, Berrak Tüzünataç, Ayda Aksel, Ahu Yağtu, Zeynep  Özder
Yönetmen : Leyla Yılmaz

Yıllarca Amerika'da okuyup sonrada çalışan Mert, İşyerinin Türkiye temsilcisi olarak yurda döner. Arkadaşları ve sevgilisiyle birlikte bir tekne tatiline çıkarlar... Tekneye İstanbul'un seçkin ailelerinden birinin çılgın kızı Deniz de katılır. Deniz'in aklına eseni yapan, pervasızca konuşan, özgürlükçü hali Mert'i etkiler ve sevgilisine rağmen o gece Deniz ile birlikte olur. Sevgilisiyle evlenme kararı almış ve aynı evde yaşıyor olmalarına rağmen Mert, Deniz ile ilişkisini sürdürür. Nihayetinde evlenmekten vazgeçip sevgilisi Dilek'ten ayrılır ve Deniz ile birlikte yaşamaya başlar.

Çocukluğundan beri ailesi, özellikle de annesi tarafından yönetilip, onların tercihlerine göre yaşayan Mert, Deniz'in özgürlükçü karakterinden etkilenip hayatını daha farklı yaşamaya başlar ama hem iş, hem aile, hem arkadaşlık ilişkileri sekteye uğrar, ayrıca mutlu da olamıyordur. Deniz ile ayrılmaya karar verir ancak Deniz'in intihar etme teşebbüsüyle yeniden barışırlar ve kötü, kavgalı ilişkileri devam eder..

Mert'in annesi Deniz'i sürekli ikaz eder, tam iki sevgili Londra'da yaşamaya karar verdiklerinde, Mert'in annesi Deniz'e eşyalarını toplayıp gitmesi ve oğlunun hayatından çıkması için yalvarır ama Deniz kavga ederek Mert'in Annesini evden kovar.. Ardından Annesi, balkon kenarında ağlayan Deniz'i aşağı iter...

Filmin sonunda Mert'in eski sevgilisiyle barışıp arkadaşlarıyla birlikte yine bir tekne gezisinde olduğu görülür. Ama Mert eski Mert değildir, gözlerinde artık başka bir bakış vardır..

Film, zengin çocuklarının hayatlarındaki tatminsizlikleri, savruluşları, aile baskısıyla yaşamlarını istedikleri gibi yönetememenin sıkıntıları anlatılıyor. Her erkeğin isteyebileceği kadar güzel, akıllı, kültürlü, zengin bir sevgilisi olmasına rağmen mutluluğu yakalayabilmek için tüm bunların yeterli olmadığını net bir şekilde anlatır.

Beni en çok etkileyen olay, Bir annenin çocuğu için, onun mutluluğu için yapamayacağı şeyin olmadığını görmek. Oldukça akıllı, kültürlü naif bir kadının bile oğlu söz konusu olduğunda bir insanı bile öldürebileğini izlemekti. Bir insanın yaşam hakkının elinden alınmasını tasnif ettiğimden değil, sadece bir annenin evladı için her şeyi göze alabilmesiydi beni etikleyen..

Anne oğlunun mutluluğu için bunu yaptığını düşünürken belki de oğlunu sonsuza kadar mutsuz olacağı bir hayata ittiğini bilmiyor, o sadece kendine doğru geleni yapıyordu..



Aşk Tesadüfleri Sever / Film


Yapım: 2010 , 2011 ~ Türkiye
Tür: Dram , Romantik
Süre: 118 dk
Oyuncular: Mehmet Günsür , Belçim Erdoğan , Altan Erkekli , Şebnem Sönmez , Ayda Aksel
Yönetmen: Ömer Faruk Sorak


Tesadüf eseri Ankara'da aynı gün, aynı hastanede  dünyaya gelen iki bebek, yıllar içinde çocukluklarında karşılaşıp  aşık olurlar. Sonra birbirlerini kaybederler ama, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında o kadar çok karşılaşılar, yolları öyle çok kesişirki ikisi de farkında değildir.

25 yıl sonra İstanbul'da, fotoğrafçı Özgür'ün çocukken aşık olduğu Deniz'in fotoğrafını sergisine eklemesi sayesinde tanışır aşık olurlar ve çocukluk aşkı olduklarını hatırlayıp duygulu anlar geçirirler.

Özgür'ün çocukluğundan beri kalp hastası olması nedeniyle ritim bozukluğuna bağlı fenalaşmaları vardır ve Deniz'in yanına giderken fenalaşıp hastaneye kaldırılır... Gerisi hüzündür..

Filmde en sevdiğim söz, Özgür'ün babasının, oğluna nasihat verirken söylediği; 'Bazen, ilk görüşte bilirsin, o insan senin kaderindir. Bazen bir ömür arasın, bulunmaz..'

Filmdeki 80-90'lı yıllara ait şehir, ev görüntüleri, şarkılar bana çocukluğumu hatırlattı. Filmin müzik seçimleri ayrı bir konu. Tüm müzikler, şarkılar çok iyiydi.

Örneğin, Ankara'da doğum günlerinde gittikleri barda Mehmet Günsur'un söylediği 'Eylül akşamı' şarkısı ikisinin ilişikisini yansıtıyordu, çok duyguluydu..

Filmin sonunda ise Şebnem Ferah'ın söylediği 'Hoşçakal' şarkısı konuyla muhteşem uymuştu. Zaten 'Hoşçakal'la birlikte göz yaşlarına boğuldum...

5 Haziran 2012 Salı

Ye, Dua Et, Sev / Film




Orginal Adı : Eat Pray Love
Yapım:2010-Amerika
Tür:Dram,Romantik
Süre: 133 dk
Yönetmen:Ryan Murphy
Oyuncular:Julia Roberts, James Franco,Javier Bardem,Billy Crudup,  Richard Jenkins


Kitabın, Hindistanda'ki kısmını çok sıkılarak okuduğum bu hikayenin filmini izlemek daha eğlenceli oldu benim için. Genelde okuduğum kitapların filmlerini yetersiz bulur ve içleri boş, hikayenin aslını yeteri kadar yansıtamadıklarını düşünürdüm.

Oysaki bu film güzeldi, çok güzeldi. Onu güzel yapan belki Julia Roberts'ın harika oyunculuğu, belki Javier Bardem'in dayanılmaz yakışıklılığı, belki de İtalya sokaklarında elimde haritayla başıboş, acelesiz dolaşma ve doyasıya yeme isteğimdi.. 

Hindista'da geçirilen zaman, bir Aşramda, bir Guru'ya inanarak, müridi olup karşılıksız yapılan işlerle, yerleri silme, tuvaletleri yıkamalar, meditasyon hiç cazip gelmediğinden, benim için filmin en sıkıcı bölümüydü.. Hindistan'da Liz'in eski eşi Steven ile hayalinde ettiği dans ettiği affetme sahnesi çok etkileyiciydi..

Bali'deki cenneti ve Endonezyalı insanları izlemek, Liz'in Bali'de tanıştığı Filippe'ye adım adım aşık oluşu ve ikisinin de kalıp kırıklarını geride bırakarak birbirlerine teslim olmak istemeleri güzeldi..

Her ne sebeple olursa olsun filmi sevdim.. Çünkü; Mutsuz giden evliliğinden kaçıp sığındığı sevgilisiyle de ilişikisinin tıkandığı bir günde, Sevgilisi David'in kendisine söylediği: 'Mutlu olabilmek için birlikte yaşamalı ve mutsuz olmalıyız.' cümlesi üzerine hayatını yoluna koymak için ve kendini tanımlayabileceği 'kelimeyi', Tanrı'yı aramak için bir yıl sürecek bir seyahate çıkan Liz'in cesaretini sevdim. 1 yıl sürecek bir seyahate çıkan Elizabeth'i... İlk 4 ayı İtalya'da, ikinci dört ayı  Hindistan'da ve üçüncü dört ayı Bali'de geçirmek üzere hayatını, amacını, mutluluğunu ve kendi gerçeğini aramaya çıkan Elizabeth'i.....

Kitapta ve filmde sevdiğim bir cümle oldu:
Çocuk sahibi olmak yüzüne dövme yaptırmak gibidir. Önce, kendini buna adaman gerekir...

4 Haziran 2012 Pazartesi

Gizli Anların Yolcusu / Ayşe KULİN


Yayın evi:  Everest
Yazar : Ayşe Kulin

Çağdaş edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Ayşe Kulin, Gizli Anların Yolcusu ile bir kez daha okurlarını şaşırtıcı gerçeklerle yüzleşmeye zorluyor. Bu kitap yerleşik ve düzenli hayatlarımızın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bir anda yıkılıp gidebileceğini gösteriyor bize... Acı bir kaza... Bir anda ağızdan kaçan bir söz... Ansızın yayınevine gelen bir dosya... Birbirine dolanmış eşarplar... Bütün bunlar, aykırı bir aşkın başını ve sonunu belirlemeye yeter mi?

Gizli Anların Yolcusu, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla yaklaşmaya korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor.

Bu romanda sadece aşkı değil, toplumun zorladığı hayatları, harcanmış çocuklukları, kendi içindeki sırlarla en yakınlarını yaralayan ailelerin öykülerini soluk kesen bir tempoyla okuyacaksınız. (Arka Kapak Tanıtımından)

Gizli Anların Yolcusunu okuduğum diğer kitaplarından ayıran, yazarın Tekin Gönenç'in şiirlerinden mısralara, her bölümün başlangıç sayfasında yer vermesi...

Bir çok kitapta, başka yazarların sözlerine, beğendiği şairlerin şiirlerine bazen başlangıçta bölüm başlarında yer verilir. Fakat Ayşe Kulin'in, kitabın baştan sonra Tekin Gönenç şiirlerinden alıntı yapması, güçlü bir kalemin, bir diğer meslekdaşına yapmış olduğu çok büyük bir jest bana göre..

Ayrıca Tekin Gönenç şiiri ile, başlayacak olan bölümün içeriği ile örtüştüğü için çok hoş bir bütünlük sağlanmış oluyor ve okuyacağımız bölümün konusuna dair fikir veriyor...

Gizli Anların Yolcusu, Ayşe Kulin'den okuduğum en iyi Romandı.. O kadar içine çeken , çarpıcı bir konusu, öylesine gerçekçi karaketleri vardı ki; uzansam dokunacakmış gibi oldum tüm bu karakterlere, sanki hayatımda, çevremdelermişcesine tanıdım onları ve bir adım atsam olayların geçtiği yayınevine girecekmişim gibi hissettim...

Hikaye, oğullarını trafik kazasında kaybeden ailenin acılarından ötürü hayatlarının yıpranmışlığıyla başlarken, henüz ilk sayfalarda çok hassas olduğum evladın kederi ile beni derbeder ediyor. Çocuğunu kaybeden bir annenin girdiği bunalımlarda ailesinden, diğer çocuğundan ve eşinden uzaklaşması sonucu, kocasının bir kadınla istemeden girmiş olduğu cinsel münasebettin yarattığı stres, suçluluk duygusu ve yakalanma korkusuyla bütünleşmiş duygusal boşluk, İlhami adlı karakteri daha da büyük bir hataya itiyor. Ve evli-çocuklu-iş sahibi- düzgün giden bir hayatı varken bir erkek ile önce cinsel sonra da duygusal bir ilişkiye başlıyor...,

Kitapta beni en çok şaşırtan şey, İlhami'nin bu tür bir aşkı hiç tatmadığını sık sık söylemesi, hiç bir kadına karşı bu kadar güçlü bir duygu, böylesine bir aşk beslememiş olması, erkek sevgilisine karşı duyduğu aşırı sevgi, şefkat, özlem, istek, arzu,şehvet duyması ve bunlardan hiç pişman olmaması ...

Erkek sevgilisiyle birlikte olabilmek için ailesinden, işinden, en çok kendinden ve büyük oranda parasından fedakarlık yapması, sevgilisine duyduğu kıskançlıkla sürekli hatalara sürüklenmesi, yanlış atılan bir adım, söylenmemesi gereken bir söz ve bulunulmaması gereken bir yer yüzünden tüm gizli anların çorap söküğü gibi ortaya çıkmasıyla çarpıcı bir son..

Okuryatar'daki  Yazım için tıklayınız.



Büyük Mucize / Film


Filmin Orjinal Adı: Big Miracle
Yapım:2012 – ABD
Tür:Dram, Romantik
Süre:123 dakika
Yönetmen:Ken Kwapis
Oyuncular:Drew Barrymore, Kristen Bell, Dermot Mulroney, John Krasinski, Tim Blake Nelson

Gerçek bir olaydan yola çıkarak kurgulanan bir film.. Gri Balina ailesinin Küzey Kutbu, Alaska'da buz kütlesinin altına hapsolması, havanın giderek soğuması, buz kalınlığının giderek artması nedeniyle açık denize kadar suyun altında kalamayacak olan üç balinanın yaşam savaşını tesadüfen farkedip haber yapan bir kameraman sayesinde Amerika ve dünya kamaoyunun ilgisini Alaska'ya çevirip, Grenpeaceli, çevre dostu ve kameraman Adam'ın eski sevgilisi Rachel, dünya petrol devlerinin Alaskada kurmak istediği şirketlere karşı durup, bu şirketin sahibini,  Amerikan Başkanını, Ordu'yu ve  Rusya'yı yardıma çağırır..

Rusya'ya ait buzları kırabilecek güçteki gemi gelene dek, balinalara hava alabilecek delikleri buzda oluşturmak için Alaskalı eskimolar, gazeteciler ve halk hep birlikte mücadele verirler. Bu sırada, Bebek balina soğuğa ve hastalığa dayanamaz ölür, ancak Anne- Baba balinalar, çevre gönüllerinin katkılarıyla hayata tutunup Rus Gemisinin yetişip dev buz dağını kırmasıyla açılan boşluktan açık denize ulaşırlar...


Bir Gün / Film



Orjinal Adı: One Day
Yapım:2011 - ABD
Tür:Dram, Komedi, Romantik,
Süre:108 dakika
Yönetmen:Lone Scherfig
Oyuncular:Anne Hathaway, Jim Sturgess, Romola Garai, Patricia Clarkson


David Nicholls'un Bir Gün kitabını okuyamamıştım ancak filmini izledim. Elbette kitabın verdiği tad başkadır ama filmini izlediğim bir kitabı okumayı tercih etmem. Tercihim okuduğum kitapların filmini de izlemek olur mütemadiyen.

Bir Gün'de;
1988'in 15 Temmuzunda mezuniyet günlerinde tanışan Emma ve Dexter'ın ilişkileri sevgililikten çok arkadaşlığa uygun olduğu için her yıl 15 Temmuzda bir gün mutlaka görüşürler. Bu durum yıllarca sürer , bazen arkadaşıkları sekteye uğrar, bazen cinselliğe uzar,. İkisinin de hayatlarına başka insanlar girer çıkar ve nihayetinde 20 yıl sonra yolları kesişir..

Filmin sonlarında, Melekler Şehrinde Meg Ryan'dan izlediğimiz bisiklet ile giderken kaza geçirme sahnesine yer verildiği için; filmin yıl yıl ilerleyen özgün yapısına uygun düşmediğini düşündüm. Yine de beklenmedik son ve Dexter'ın o sahneden sonraki hali beni ağlatmaya yetti.

Jim Sturgess'ın yakışıklılığın beni bitirdiği filmde, bir insanın hayat boyu elinin uzatsa dokunabileceği bir yerdeyken uzak kaldığı birine, yıllar sonra ulaştığında ve ömrünün sonuna kadar birlikte olacağına inandığında; birdenbire hayatından çıkmasının ani şoku ile sarsılan bir yaşamı izledim...