5 Eylül 2012 Çarşamba

Gölge Hırsızı / Marc Levy


Yazar : Marc Levy
Yayınevi: Can
Çeviri : Ayça Sezen


"Sen benim gölge hırsızımsın; nerede olursan ol, seni bulacağım."

Babası tarafından terk edilmiş, çocukluğu boyunca annesiyle birlikte sıradan bir kasabada yaşayan kahramanımızın özel bir yeteneği vardır: Peşine gölgeler takılır, ona hep bir şeyler fısıldar...

Yıllar geçmiş, bahçesindeki kestane ağaçlarının altında oturduğu okulunu, babasıyla annesinin birbirlerini sevdikleri zamandan kalma o soluk fotoğrafları ardında bırakarak yeni bir hayata başlamıştır. Ne var ki tekdüze hayatı ve bir türlü ismini koyamadığı ilişkisiyle içindeki özlemi dindirememekte, ona fısıldayıp duran gölgelerden bir türlü kurtulamamaktadır.
Bir kıyı kasabasına yolunun düştüğü bir gün, hüzün dolu geçmişinin, peşini bırakmayan gölgelerin sırrı yavaş yavaş çözülmeye başlar. Yıllar önce geldiği bu kumsalda, gölgelerinin birbirine karıştığı ilk aşkının izini bulacak ve onun peşine takılacaktır.

Belki de, bir sandığın içine sakladıkları o uçurtmayı yerinden çıkarmanın zamanı gelmiştir artık...

Gölge Hırsızı, ardımızda bırakamadığımız anları, anıları ve aşkları anlatıyor. Yani peşimize takılan, kurtulamadığımız gölgeleri... (Arka Kapaktan Alıntıdır)

Yorumum:

Konuşmaya doyamadığım bir arkadaşım gibiydi Gölge Hırsızı. Öyle sade bir anlatımla merak uyandırıp insanı çevreliyor ki Marc Levy, tüm kitabı bir çırpıda okumaya itiyor..

Başlangıçta bir çocuğun kaleminden okuduğunuz hikaye, sonraları yetişkin olmuş bir tıp öğrencisinin kaleminden dökülüyor. Aşkı da, dostluğu da, hayatı da anlatan bu kitap, en çok Anne-Oğul ilişkisini konu ediyor.

Gölgelerle konuşabildiğini ve istemeden de olsa başkalarının gölgelerini çalabildiğini fark eden ilkokul öğrencisi bir çocuk, insanların mutsuzluklarını hissedebilme yeteneğini fark etmesi üzerine; herkese yardım ederek, gölgelerle konuşmaktan rahatsız olmamaya başlıyor..

Yıllar içerisinde Gölgeler ile iletişimi kopuyor ancak, anıları peşini hiç bırakmıyor. Hep içinde olan yarım kalmış çocukluk aşkının da etkisiyle; bir türlü adını koyamadığı, yanındayken bile yalnız olduğu ilişkisini bitirerek çocukluk aşkının peşinden koşuyor.

 Kitapta açıkta kalan bir nokta vardı bana göre. Çocukken, annesiyle kendisini terk eden babasının, bir cumartesi günü randevusuna gelmemesi üzerine 'bir yetişkin olacağım güne kadar da babamı bir daha görmeyecektim ' diyor. Ama yetişkin olduğu yıllarda babasıyla herhangi bir görüşmesi olmuyor. Hem de kitabın sonunda öğrendiği sırra rağmen babasıyla herhangi bir iletişime geçmiyor. Evi terk etmesinde kendisini suçlu gördüğü çocukluk yıllarından itibaren, hayatında önemli bir eksiklik oluşturan babasını görmek için bir adım atmıyor. Bu durum da, bende hikayede bir şey eksik kalmış duygusu yaratıyor.

 Yine de, Gölge Hırsızı ile ilk olarak okuduğum ve şiir gibi cümlelerini çok sevdiğim Marc Levy'nin tüm kitaplarını okumaya karar veriyorum..

Okuryatar'daki yazım için...

4 yorum:

  1. Canım, o kadar güzel ve yalın halde, merak uyandırarak ama bir o kadar da konunun özünden uzak durarak gizemini bozmadan yorumluyorsun ki kitabı, gerçekten insanda okuma isteği uyandırıyorsun:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Çokoprensin Annesi. Sen de öyle güzel tarif etmişsin ki beni, anlatımımı; kendimle gurur duyacağım neredeyse.. Çok teşekkür ederim yeniden..

      Sil
  2. bende su anda bu kıtabı okuyorum:)henuz bıtmedı ama guzel bı kıtap:)
    bu arada mımledım ıkı tane mımde sızı:) sevgıler

    YanıtlaSil