19 Temmuz 2012 Perşembe

Kore Dizisi / 49 GÜN


49 Gün..

Koresever arkadaşların tavsiyesi üzerine izlediğim 20 bölümlük drama ve fantastik bir dizi..



İzlediğim ilk bölümden itibaren beni etkisi altına alan muhteşem bir senaryo, inanılmaz bir olay örgüsü, çok güçlü karakterle ortaya çıkarılmış şahane bir dizi.

                                                             Shin Ji Hyun

Zengin bir ailenin tek kızı olan Shin Ji Hyun, çocukluğundan beri istediği her şeye sahip olmuş, hem güzel, hem zengin, hem pozitif, hem neşeli, güler yüzlü, süper giyinen, hiç kimsenin hakkında kötülük düşünmeyen, inanılmayacak derecede iyi, Melek gibi bir insan.

Babasının şirketinde müdür olarak çalışan yakışıklı ve yetenekli nişanlısıyla evlenmelerine bir hafta kala bir trafik kazası geçirir ve komaya girer..

                                                                  
                                                 Song Yi Soo / Ruh Bekçisi

 Beş yıllık bir görev süresi olan Ruh bekçiliğini yapan, ölen insanlara öldüğünüğünü anlatıp öbür tarafa gönderen, dünyadayken, ölmeden önce geçirdiği günlere dair hiç bir şey hatırlamayan 23 yaşında bir erkek.


                                                             Song Yi Kyung

Song Yi Kyun, beş yaşındayken ailesi tarafından terk edilen, yetimhanede büyüyen, çocukluğundan itibaren yetimhanede birlikte büyüdüğü, delice aşık olduğu sevgilisi öldükten sonra yaşama küsen, üstü başı perişan gezip, gündüzleri uyuyup geceleri çalışarak hayatını sürdüren yapayalnız bir kız.



Shin Ji Hyun'un, Song Yi Kyun'un bedenine girebilmek için, uyumasını beklediği anlar..


                                                  Kang Min Ho

 Shin Ji Hyun'un yetenekli, başarılı, Amerika'da eğitim görmüş, babasının şirketinde üst yönetimde görev yapan nişanlısı. (Çok fakir bir aileden gelen, babası içki içip ailesine bakmayan biri olduğu için yıllarca çok çekerek yoksulluğa diş bileyip; fakirlikten kurtulup, çok paraya sahip olmak için gözünü karartmış bir adam)


                                                  Shin in Jung

Shin Ji Hyun'un liseden beri en yakın arkadaşı. Babası öldüğü ve çok fakir bir ailesi olduğu için, Shin Ji Hyun'un ailesi tarafından sahiplenilmiş, okutulmuş ve evlerinde yaşamış. Şirketlerinde, Shin Ji Hyun'un babasının sekreteri olarak çalışıyor. Ama ilk günden itibaren Shin Ji Hyun'u kıskanmış, bir gün intikam alma, onu küçük düşürüp, kendisinin çektiklerini O'na yaşatma hırsıyla dolmuş..


                                                    Hang Kang

Shin Ji Hyun'in lisede sürekli tartıştığı, aralarında hem bir gerginliğin hem de, çekimin olduğu arkadaşı. Liseden sonra Amerika'ya giden, babası çok zengin olan Hang Kang, orada okulda Kang Min Ho ile arkadaş olur ve Koreye döndüklerinde buluştukları zaman Shin Ji Hyun'un, Kang Min Ho'nun sevgilisi olduğunu görür. Lisedeki en son görüşmelerinde tartıştıkları için Shin Ji Hyun'a soğuk ve ters davranıyordur. Ama; içinde O'na karşı, engel olamadığı hisler vardır...


Shin Ji Hyun'un Lise'de Hang Kang tarafından ağlatıldığı an..

Trafik Kazası geçirerek komaya giren Shin Ji Hyun'a ruh bekçisi gözükür ve kaderinde olmayan tarihte ölümle karşılaştığı için kendisine 49 günlük bir şansın tanındığını anlatır.
Eğer 49 gün içinde kan bağı olan kişilerin haricinde kendisini candan seven üç kişinin içten gözyaşını alabilirse dünyaya geri dönecek ve yaşamına kaldığı yerden devam edecektir.

Üç gözyaşının boynundaki bir kolyede birikmesi gerekir. Ama bunu gerçekleştirebilmek ve insanlarla iletişim kurabilmek için bir başkasının bedenine girmesi ve kimliğini açık etmemesi gerekmektedir. Ruh bekçisi tarafından Song Yi Kyung'un bedenini kullanacağı bildirilir. Çünkü bir ruh olarak kimse tarafından görülemiyor, duyulamıyor ve cisimlere dokunamıyordur.


Song Yi Kyung'un bedenini kullanıp sevdiklerinin karşısına, kendisinin bir arkadaşı olarak çıkıp onları kendisi için ağlatmaya çalışır. Ama her gözyaşı gerçek gözyaşı değildir ve kalpten gelmiyordur. O yüzden gözyaşlarını bir türlü toplayamaz.


49 gün azaldıkça kendisine yapılan çok büyük ihaneti öğrenir, hem aşkının, hem dostluluğun yalan olduğunu öğrenmenin acısını yaşarken, hem de babasının şirketini kaybetmenin, ailesinin iflasın eşiğine gelmesinin üzüntüsünü çeker ve kendi ömrünü unutup babasının şirketini kurtarmak için uğraşır.
                                             Shin Ji Hyun Annesi ve Babası ile birlikte evlerinde yemek yerken...

Birbiri ardına terslikler yaşanırken 49 günün sonuna yaklaşılır... Shin Ji Hyun ölüme gideceğini düşünürken yarıda bıraktığı bir çok şeyi gerçekleştirir. Ailesi ve arkadaşlarına ufak notlar, özel eşyalar bırakır..
Her şey sona ermek üzereyeken hiç beklenmedik bir durum gerçekleşir ve çok büyük bir sır açığa çıkar...


Dizinin bir çok bölümünde gözlerim doldu ama son iki bölümde, özellikle 20. bölümde bolca ağladım. Kore dizileri Türk filmleri gibi mutlu bitmiyor ne yazıkki..
49 Gün'e, bir çok sahnesine dair paylaşmak istediğim çok şey var ancak; diziyi izleyecek olanlar için sürprizi kaçmasın diye yazmıyorum..
Çevremizde bizi seven bir sürü kişi olduğunu sanırken; kalpten sevenler ve gönlünden koparak bizim için gözyaşı dökecekler hakkında bir kez daha düşündürecek, duygularımıza dokunacak bir senaryo..
Bu güzel, farklı, fantastik,duygusal diziyi herkese, kesinlikle tavsiye ediyorum...









9 Temmuz 2012 Pazartesi

İstanbullular / Buket UZUNER


Yayınevi: Everest
Yazar : Buket Uzuner
Yaz 2005. İstanbul Atatürk Havalimanı. Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan, dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor.
Bir İstanbul romanının olmazsa olmazı aşk elbette baş köşede yer alıyor. Büyük bir tehdit altında başlayan gerilim dolu dört saat boyunca İstanbul, Belgin ile Ayhan'ı kendisiyle ve aşkla hesaplaşmaya zorluyor. (Arka Kapak Tanıtımından)

Buket Uzuner, İstanbullular'da İstanbul'un yanı sıra gerçek İstanbulluların tarifini yapmış. İstanbul'u henüz İstanbul olmadığı, Lygos, Byzas, Antoneinia, Yeni Roma, Constantıniyye, Konstantinopolis, Dersaadet, Darülsaltanat, Darülhilafe, Asitane-i Aliyye, İstanbol olduğu dönemleriyle de anlatmış.

 İstanbul Yeşilköy Havalimanında yolu kesişen 15 kişinin hayatlarının 4 saatlik çerçevesi içerisinde;  eşinden yara almış bir şekilde boşanarak Amerika'ya yerleşen Belgin'in yıllar sonra; aşık olduğu Heykeltraş Ayhan ile yeni bir hayat kurmak için İstanbul'a kesin dönüş yaptığı uçak yolculuğuyla başlıyor hikaye..

Havalimanındaki bomba ihbarı üzerine yapılan anonslarla tüm giriş çıkışların durdurulması sırasında insanların yaşadığı panik ile hayatı sonlanan masum bir genç kızdan başlayarak,  temizlikçiden, barmen'e, Mimar'dan iş adamına birbirinden farklı insanların havalimanında geçirdikleri bir kaç saat içindeki ruhsal durumları, yaşam tarzları, hayata ve geleceğe bakışları, İstanbul hakkında düşündükleri anlatılıyor...

Kitap, 15 farklı karakterin ağzından anlatılan kısa bölümlerle ilerlerken, zaman zaman İstanbul'un da ağzından bölümlere yer veriliyor. Benim en sevdiğim kısımlar da İstanbul'un kendini anlattığı bu sayfalar oldu.. Özellikle de Bebek Semti ve Adalar'a duyduğu beğeniyi, hayranlıkla dile getirdiği sayfalar..

İstanbullular'ı tanıtmak için yazdığım bu kısa yazıya İstanbul'un ağzından dökülen cümlelerle son vermek istiyorum..
'İstanbul'um Ben,; büyülüyüm, büyücüyüm, büyülerim. Adım İstanbul; yeryüzünün en efsunlu şehri, güzelliği tılsımla parlayan yegane beldesi, füsunu kıtalara yayılan nazar boncuğu, sihriyle dünyanın gözlerini kamaştıran revnaklı yakamozum. Mehtaplı gecelerim dillere destan, eşsiz ve benzersizdir! Ölmeden önce bir 'kere' mehtaplı gece keyfi yaşamayan fani Boğaziçim'se, saymasın kendini yaşamış hiç bu cihan-ı medeniyette. Öyle sihirlidir gecelerim, güzeldir mehtabım, öyle büyülüdür dolunayım! Ama ah, öyle böyle değildir Boğaziçim!'

Okur yatardaki yazım...



2 Temmuz 2012 Pazartesi

Tatil Güncesi



Sürükleyici ve sade bir anlatımı olduğu için tatile uygun bir kitap olduğunu düşündüm. Ancak tatildeki ikinci günümüz olmasına rağmen henüz kitapta 20 sayfadan fazla ilerleyebilmiş değilim. Neyseki sabah 7'de uyanan bebeğim öğle uykusuna yattı ve ben tüm hevesimle Ege'nin sularına bakarak kitabımı keyifle okumak üzere uzanıyorum.

Sevgiler

Fatma 

27 Haziran 2012 Çarşamba

Dün Akşam Bunu Okuduk

Çiçek Yayınevi’nin Sevimli Hayvanlar dizisinden ‘Sevimli Kedi’yi..

Kitabın orta kısmında kediden bir oyuncağa basıldığında ses çıkartan bu kitabı Ceylin çok seviyor. Zaten ilk dillenmeye başladığı zamanlarda beri miyav miyav diye taklidini yapıp adını sayıkladığı kedilere karşı özel bir ilgisi var..


-Sevimli Kedi akşam eve döndüğünde annesi sordu:‘İyi Vakit Geçirdin mi?’
-‘Evet, ama çok da yoruldum.’ Dedi Sevimli Kedi ve hemen uykuya daldı…
 Sevimli Kedi uykuya dalıyor ve kitap bitiyor. Biz, üst üste yaklaşık on kere Sevimli Kedi’yi okuyoruz ama benim sevimli kedim hala uykuya dalamıyor, uyuması için şarkı söyleyerek bir süre daha salıncağında sallamam gerekiyor..

25 Haziran 2012 Pazartesi

AŞK YAZ SAVAŞ / Eugenia Fakinou



Maria, evlilikten kaçıp evinden ayrılıp büyülü şehir İskenderiye'ye doğru tek başına yola çıktığında henüz daha on ikisindeydi. Yaşamın kendisine cömert davrandığını söylemek zor. Savaşın çetin koşullarını yaşamış ve sevdiği adamı savaşa kurban vermiş olan yaralı Maria'nın yaşamdaki tüm umudu silinmişken, ortalama bir aşka teslim olup yaşamını kökten değiştirmek cesaretini gösterdiğinde ancak yirmi altısına varmıştı. Savaş sonrası yokluklarıyla, isyanlarla, politik kavgalarla, var olma savaşlarıyla geçen, öğrenme aşkının süslediği, çalışkanlığın yaşanılır kıldığı bir ibret hikâyesi Maria'nınki… Her satırı yaşanmış, her satırı büyülü…

Aşka kucak açmanın ve ona teslim olmanın değil; aşka karşı savaşmanın ve onu kullanmanın, direnmenin, dayanmanın ve yaşamının soluk kesen öyküsü…

" Aşk, Yaz, Savaş keyfiyle okuyucuyu kazanıp insana hayatın ötesinde "laus vitae"yi sunuyor. İyi bir edebiyat eserinin elinizde bulunmasından daha iyi ne olabilir ki?"
V.D. Anagnostopulos
Thessalia Üniversitesi Öğretim Görevlisi

"… Kişisel ve toplu anıların bağlantısından oluşan kurgusundaki Evgenia Fakinu'nun gücü insanı etkiliyor. Sonucunda büyük bir ustalıkla, karakterlerinin değişimini en inandırıcı şekilde belirtme gücüne sahip olaylar yaratmayı başarıyor…"
Yorgos Vaylakis
Diavazo Edebiyat Dergisi, Mart 2004


"…Evgenia Fakinu, her seferinde kurduğu daha basit ancak oldukça net ve duru, sadeliğin kattığı güzelliklerle zenginleşen bir anlatımın içinden çıkarak güçlü duygular yaratan etkileyici sahneler yaratarak dilini daha keyifli hale getirebilecek bir olgunlukla yazıyor."
M.G. Meraklis
Atina Üni. prof.
İ LEKSİ Edebiyat Dergisi, Ağustos 2003


"..kişisel ve toplumsal hafıza ve birikimi, kendi kendini tanıma denizine doğru götüren bir sandal gibi değil mi Evgenia Fakinu'nun romanında belirip kaybolan. Chopen'in piyanoda çalınan "Nocturne"ne benzer bir müzik gibi duyuluyor. Susuyorsun."
Eleftheria Gazetesi, Mayıs 2003

"Bazı insanlar vardır… Büyük bir hareket yapmaksızın şaheserler yaratırlar. Topraklarının tarihi tenine işlemiştir onların ama sessiz kalarak kendi yollarına devam etmişlerdir. Evgenia Fakinu'nun yeni kitabının kahramanı da böylesi bir insan."
Mikela Hartulari
TA NEA Gazetesi, Mayıs 2003                (Arka Kapak Tanıtımından)


Yeni tanıştığım yazar Eugenia Fakinou, tanımadığım bir dünyanın kapılarını araladı bana. Tüm dünya savaşlarla çalkalanırken, Yunanistan'ın, On İki Adanın halklarının savaşa, işgale, yabancı askerlere karşı mücadelelerini okudum onun kaleminden.

Yunanistan'ın Simi adasında bir dağ evinde yaşayan, çobanlık yaparak 5 çocuğunu ve karısını geçindiren fakir bir adamın en akıllı kızı Maria'nın zor şartlara rağmen ilkokulu bitirmek için çabalaması, ailesinin fakirliğinden ve cahilliğinden, evdeki fikir ayrılığı kavgalarından kurtulmak için, kendisini okutma sözü veren bir akrabanın yanına Mısır'a gitmek istemesi...

Ancak olayların hiç de hayal ettiği gibi olmaması, Mısır'daki akrabasının onu okutmak yerine evde hizmetçilik yaptırmasına rağmen yılmaması, çalışırken, bir komşudan Fransızca öğrenmesi, aynı zamanda Mısır'da konuşulan Arapça'yı da konuşmaya çalışması, hizmetçilik yaptığı evden kurtulma mücadelesi.. Şansının da yaver gitmesiyle Fransız görgülü ve zengin bir kadının himayesine girerek, hem genel kültürünü, hem yabancı dillerini geliştirip hem de Hemşirelik mesleğini edinmesi..

Tüm bunlar yaşanırken, ilk aşk, ardından ilk yıkım.. Her şeye rağmen dimdik ayakta durup hayatını sürdürecek parayı kazanma, dostlar edinip mutlu olmaya çalışma, sonra yeni bir aşk,  evlenip çocuk sahibi olarak Yunanistan'a dönme..

Yunanistan'da da süregelen savaş yüzünden, parasızlıkla ve yalnızlıkla girişilen varoluş mücadelesi..

Maria, hayatı kötü gittiği, karşısına aksilikler çıktığı için köşesine çekilip kaderine razı olmaktansa, göğsünü gererek durmaksızın çalışıp, önce kendisini kalkındırıp, sonra ailesini geçindiren bir Eş, bir Anne, bir Vatansever...

Siyasetin, Devlet Politikalarının, savaşların bir halka, insanlığa ettiklerini, zor yıllarda hayatta kalabilme çabasıyla, ömürlerini birbirinden ayrı geçiren aileler ve dostları okudum Fakinou'nun kitabında..

Önce Maria'nın, sonra büyük kızının ağzından anlatılan,  bir ailenin üç kuşağının etrafında Yunanistan'ın geçmişini okumak isteyenlere tavsiyemdir..

Okuryatar'daki Yazım...



KORE DİZİSİ / Heartstrings


Dizi Künyesi

           Adı : 넌 내게 반했어 /
           Alternatif İsimleri : Heartstrings, You've Fallen for Me
           Tür : Romantik, Müzikal
            Yayın Dönemi : 2011 Haziran 29 ile 2011 Agustos 18
            Yönetmen : Pyo Min Soo
Oyuncular : Jung Yong Hwa, Park Shin Hye, Song Chang Ui, So Yi Hyun
Seyrettiğim İlk Kore Dizisini o kadar eğlenerek izledim ki, bir haftada bitti. Koreliler'i, yaşam tarzlarını, yeme -içme, giyim, kuşamlarını bu diziyle öğrendim.. Ve teni güzel, yüzü güzel bu çekik gözlü insanları çok sevdim, izlediğim süre boyunca içlerine karışmak istedim.. Pılımı pırtımı toplayıp Seul'e taşınasım geldi, o derece :)


Güney Kore'nin başkenti Seul'de bir Kültür-Sanat Üniversitesinde okuyan öğrencilerin, okullarının yüzüncü yıl gösterilerine hazırlıkları sürecinde, oyuncu öğrencilerin rol kapma mücadeleleri, okul- öğretmen- öğrenci arasındaki bürokratik kayırmaların insanların hayatlarına etkileri genel konusu altında;  duygusal bir aşk hikayesi yer alıyor.

Üniversitede çağdaş müzik eğitimi alan Lee Shin, okulun en yakışıklı ve popüler öğrencisidir ancak hiç bir kıza yüz vermez, çünkü Okuldaki dans öğretmenine aşıktır. Dans öğretmeni ise öğrenci Lee Shin'i değil, üniversiteden eski sevgilisi, şimdinin okul gösterisinin yönetmenine aşıktır.

Lee Kyu Won, Dedesi meşhur müzisyen Lee Dong Gun'un zorlamasıyla geleneksel müzik bölümünde okuyan, yetenekli, zeki, canayakın, arkadaşları tarafından sevilen ama pek de popüler olmayan bir kızdır. Lee Shin'e karşılıksız bir aşkla bağlanıp çok üzülür, gözyaşları döker ama ileriki zamanlarda Lee Shin de Lee Kyu Won'a aşık olur, şefkatli, masum, duygu dolu bir ilişki yaşamaya başlarlar.. Elde olmayan sebepler ve birbirlerine duydukları güçlü sevginin koruma içgüdüsüyle yolları ayrılır...



Dizi boyunca müzik okulunda okuyan öğrencilerden, müzikal çalışmalarıdan bol bol şarkı dinlemiş olduğumdan, dizinin müziklerini, dolayısıyla Kore Müziğini çok sevdim. Hele dizinin favori şarkısı Lee Shin'den dinlediğimiz ve dizide neşeli, eğlenceli anlarda duyulan şarkıya bayıldım..


Yönetmen Kim'e göz koyduğum bu dizi hiç bitmesin ve Kim Seok Hyeon'un şık tarzını, o tatlı çifti, yaşamlarını hep izleyeyim, müzik gruplarını , şarkılarını hep dinleyeyim istedim..

Çok sevdiğim şarkılardan bir diğeri, Lee Kyu Won'un performans seçmelerinde gözyaşlarıyla söylediği Seni Unutacağım Şarkısı

Lee Kyu Won'un performansın finalinde, baş aktris olmaktan fedekarlık ederek, arka planda seslendirdiği Şarkı

Dizinin sonunda, son sahneler eşliğinde; Lee Shin ile, Kyu Won'un birlikte söyledikleri Şarkı






15 Haziran 2012 Cuma

Cennetin Postacısı / Film



Orginal Adı : Heavens Postman
Yapım : 2009 Güney Kore
Tür : Fantastik, Dram, Romantik
Süre :107 dk
Oyuncular: Kim Jae Jeong / DBSK Hero (Shin Jae Joon), Hyo-Ju Han (Jo Ha Na)
Yönetmen : Lee Yeong-Min



Cennetin Postacısı, yemyeşil bir çayırdaki kırmızı posta kutusunun etrafında  başlıyor. Sevdikleri ölen insanların onlara yazdığı mektupları bıraktıkları bu posta kutusuna her akşam 17.00'de yakışıklı bir genç alıyor. Cennetin Postacısı olan bu genç bir gün, ölen sevgilisine öfke dolu mektuplar yollayan genç kız ile tanışıyor ve ona postalar konusunda yardım etmesi görevini veriyor.

İki genç Cennete yollanan mektupları okuyarak, sevdiklerini kaybeden insanların üzüntülerini giderecek ufak tefek işlere girişirler. Ölmüş babası tarafından, yaptığı işin sevilmediğine inanan bir pop yıldızının mektubu üzerine, şarkıcının fotoğraflarıyla bezeli bir albüm oluşturup, babasına ait olduğunu söylerler. Yıldız şarkıcı da meğer babam benim resimlerimi biriktiriyormuş, aslında işimi beğeniyormuş diyerek sevinir. Bu tür insanları mutlu edecek, eksik kaldığını düşündükleri, söylemek isteyip de söyleyemediklerini, ölen yakınlarının bildiğine dair minik sürprizlar hazırlarlar, sonunda bir gün yakalanırlar ve Cennet Postacısı gitmek zorunda kalır..

Ancak; İki genç de biribirine aşık olmuştur. Filmin başından beri Cennet Postacısının hayalet mi insan mı olduğu tam belli değilken; genç kız Ha Na'nın erkeği görememeye başlaması üzerine, Postacının bir hayalet olduğu, sadece sevdiği öldüğü için yas tutan insanlara göründüğü ortaya çıkar. Ha Na ölen sevgilisini unuttuğu için artık aşık olduğu Shin Jae Joonu göremiyordur. Ve tam sonsuza kadar kaybettiğine inandığı bir anda... ikisinin de beklemediği şeyler olur.

İki dünya arasına sıkışıp kalmış insanları anlatan filmler arasında farklı bir konusu olmasına rağmen biraz ağır ilerleyen bir film. Genç kızın tipini de hareketlerini de başlarda hiç sevmeme rağmen film ilerledikçe kızın, özellikle ağladığı sahnelerde ne denli gerçekçi oynadığını gördüm.

Korelilerin ne kadar güzel ciltlere, yüzlere sahip olduğunu filmdeki insanlardan bir kez daha görmüş oldum. Cennetin postacısı rolündeki çocuğa bayıldım, inanılmaz yakışıklı, çok hüzünlü bir yüzü vardı.. Sırf onu seyretmek için bile olsa, bu film izlenir...